Gazze’den Suriye’ye: İsrail’in saldırgan politikaları Türkiye’yi harekete geçirdi
İsrail’in Gazze, Suriye ve Lübnan’daki saldırıları ile Doğu Akdeniz’deki hamleleri, Türkiye ile uzun vadeli stratejik rekabeti derinleştiriyor.
Google'da tercih edilenkaynak olarak ekle

- İsrail, Türkiye'nin Filistin ve iki devletli çözüm tutumunu hedef alıyor
- İsrail’in Suriye saldırıları, artık doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor
- İsrail'in Yunanistan ve GKRY ile birlikte Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kuşatma girişimi
- Tel Aviv'in Afrika Boynuzu hamlesi, Ankara’da yakından izleniyor
- Türkiye, bölgesel dengeyi güçlendirecek adımlar atıyor
- İsrail’in politikaları Türkiye’nin güvenlik alanını daraltmayı hedefliyor
- Doğrudan savaştan çok uzun süreli mücadele bekleniyor
srail’in Gazze’de yürüttüğü yıkıcı savaş, Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya çalışan ittifakları ve Afrika Boynuzu’ndaki askerî arayışları, Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkileri geri dönülmesi zor bir noktaya taşıdı. İki ülke arasındaki anlaşmazlık artık dönemsel bir diplomatik kriz olmaktan çıkarak Orta Doğu’nun geleceğine ilişkin karşıt güvenlik anlayışlarının belirlediği uzun vadeli bir stratejik mücadeleye dönüştü.
Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşı, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kırılmayı hızlandıran temel gelişme oldu. İsrail’in on binlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesine, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve Gazze’nin büyük bölümünün yaşanamaz hale gelmesine yol açan saldırıları, Ankara tarafından uluslararası hukukun ağır biçimde ihlali olarak değerlendirildi.

İsrail yönetimi ise Gazze’deki eylemlerine yönelik eleştirilere karşılık vermek yerine Türkiye’yi hedef alan suçlamalarını artırdı. Ankara’nın Filistin’e verdiği desteği güvenlik tehdidi olarak göstermeye çalışan Tel Aviv yönetimi, Türkiye’nin askerî kapasitesinin güçlenmesine ve gelişmiş savaş uçakları edinmesine de açıkça karşı çıkmaya başladı. Ankara’nın F-35 ve Eurofighter gibi gelişmiş savaş uçaklarına sahip olmasını engellemeye çalışması bu husustaki en çarpıcı örnekler olarak gösterilebilir.
Ortaya çıkan bu tablo, İsrail’in yalnızca Filistin’deki işgal politikalarını sürdürmek istemediğini, aynı zamanda bölgede kendi askerî hareket özgürlüğünü sınırlandırabilecek güçlü ve bağımsız aktörlerin ortaya çıkmasını da engellemeye çalıştığını gösteriyor.
İsrail, Türkiye'nin Filistin ve iki devletli çözüm tutumunu hedef alıyor
Türkiye ile İsrail arasındaki en köklü anlaşmazlığın merkezinde Filistin meselesi bulunuyor. Türkiye’nin Filistin davasına desteği yalnızca AK Parti döneminde ortaya çıkan bir dış politika tercihi değil; Osmanlı mirasına ve Cumhuriyet döneminde oluşan tarihsel sorumluluk anlayışına dayanıyor.
İsrail yönetimi, Türkiye’nin bu tutumunu etkisizleştirmek amacıyla Ankara’yı yeni Osmanlı rüyasına dalmakla suçluyor. İsrailli yetkililer, Türkiye’nin Gazze’ye ulaştırılan insani yardımların Hamas’ın etkisini güçlendirdiğini iddia ediyor.

Ankara ise Gazze politikasını ateşkesin sağlanması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması, Filistinlilerin kendi topraklarından sürülmesinin engellenmesi ve iki devletli bir çözüm sürecinin üzerine inşa edilmesini öne sürüyor. İsrail’in Gazze’nin geleceğine ilişkin süreçlerde Türkiye’nin rol almasına karşı çıkması da Tel Aviv yönetiminin bölgenin yeniden inşasını ve güvenlik düzenini tek taraflı biçimde belirleme arzusunu ortaya koyuyor.
İsrail’in Suriye saldırıları, artık doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor
Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye, Türkiye ile İsrail arasındaki en tehlikeli rekabet alanına dönüştü. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını, merkezî devlet yapısının güçlendirilmesini ve silahlı kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasını destekliyor.
İsrail ise yeni Suriye yönetiminin ülke genelinde egemenlik kurmasını engelleyen saldırılarını sürdürüyor. Suriye’de askerî tesisleri, hava üslerini ve stratejik altyapıyı hedef alan İsrail, ülkenin savunma kapasitesini zayıf tutmaya ve kendi operasyonlarına karşı koyamayacak parçalı bir yapı oluşturmaya çalışıyor. Bununla birlikte ülkenin güneyinde bir bölgede de kendi kontrol noktalarını kurmuş durumda.

Bunların yanı sıra Türkiye’nin Suriye ordusuna eğitim ve ekipman desteği sağlaması da İsrail’de rahatsızlık yarattı. Tel Aviv yönetimi, Türk askerî varlığının genişlemesini kendi hareket serbestisine yönelik tehdit olarak tanımlarken Ankara, bu yaklaşımın İsrail’in komşu ülkelerin egemenliğini tanımadığını gösterdiğini savunuyor.
İsrail’in Türkiye sınırına yakın Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, gerilimin ulaştığı seviyeyi gözler önüne serdi. İsrail, saldırıyla Türkiye’nin Suriye’deki muhtemel varlığını engellemeyi amaçladığını öne sürerken Ankara, operasyonu Suriye’nin egemenliğinin açık ihlali ve bölgesel istikrarı hedef alan yeni bir provokasyon olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından ABD, Türkiye, Suriye ve İsrail arasında doğrudan askerî karşılaşma yaşanmasını engelleyecek bir iletişim mekanizması kurmak için harekete geçti. Böyle bir mekanizmaya ihtiyaç duyulması, İsrail’in kontrolsüz saldırılarının Türkiye ile askerî gerilim oluşturabilecek boyuta ulaştığını ortaya koydu.
İsrail, son iki yıl içinde Suriye-Türkiye askeri işbirliğiyle ilişkilendirilen birçok askeri noktayı hedef aldı. Tedmur’daki T4 Hava Üssü ile Hama Askeri Havalimanı da bu noktalar arasında yer aldı.
İsrail'in Yunanistan ve GKRY ile birlikte Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kuşatma girişimi
İsrail’in Türkiye’yi hedef alan politikalarının bir başka ayağını Doğu Akdeniz’de kurduğu ittifaklar oluşturuyor. Tel Aviv yönetimi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile enerji, savunma ve güvenlik alanlarında iş birliğini genişleterek Türkiye’yi bölgesel projelerin dışında bırakmaya çalışıyor.
Doğu Akdeniz doğal gazının ve elektriğinin Yunanistan ile Rum kesimi üzerinden Avrupa’ya taşınmasını öngören projeler, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin haklarını görmezden geliyor. Ankara, kendi deniz yetki alanlarından geçmesi planlanan kablo ve boru hattı projelerinin Türkiye’nin izni olmadan hayata geçirilemeyeceğini vurguluyor.

İsrail’in bu girişimlere destek vermesi, enerji iş birliğinin ötesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğini sınırlamayı amaçlayan stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Türkiye ile Irak’ın geliştirdiği Kalkınma Yolu Projesi de İsrail’in bölgesel planlarına rakip oluyor.
Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen proje, Körfez ülkelerini İsrail’in Akdeniz limanlarına yönlendirmeyi amaçlayan ulaşım koridorlarına güçlü bir alternatif oluşturuyor.
Tel Aviv'in Afrika Boynuzu hamlesi, Ankara’da yakından izleniyor
İsrail'in Türkiye karşısındaki rekabetçi tutumu, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz çevresine de yayılıyor. Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğünü desteklerken Mogadişu yönetimiyle savunma, enerji, altyapı ve ekonomik iş birliğini sürekli genişletiyor. İsrail’in Somaliland ile yakınlaşması ve Babülmendep Boğazı çevresinde askerî tesis kurabileceğine ilişkin haberler ise Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarını doğrudan hedef alan bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Somaliland üzerinden kurulabilecek İsrail askerî varlığı, Somali’nin toprak bütünlüğünü zedelemesinin yanı sıra Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki güç dengesini de değiştirme potansiyeli taşıyor. İsrail’in bu yöndeki arayışları, Tel Aviv yönetiminin saldırgan anlayışını Gazze ve Suriye’nin ötesine taşımaya çalıştığını gösteriyor.
Türkiye, bölgesel dengeyi güçlendirecek adımlar atıyor
İsrail, Gazze’deki yıkımın ve Hizbullah’a yönelik operasyonların ardından İran üzerindeki askerî baskıyı artırarak Orta Doğu’nun siyasi ve güvenlik düzenini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeyi amaçlıyor.
Türkiye ise İsrail’in bölgesel tahakküm arayışına karşı Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır gibi önemli ülkelerle güvenlik ve savunma iş birliğini güçlendiriyor. Ankara’nın desteklediği yaklaşım, büyük Müslüman ülkelerin ortak tehditlere karşı birlikte hareket edebileceği bölgesel bir güvenlik mekanizmasının oluşturulmasını öngörüyor.

Türkiye bu girişimleri bölgesel barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik adımlar olarak tanımlarken İsrail, söz konusu iş birliklerini kendi askerî üstünlüğüne ve hareket serbestisine karşı tehdit olarak görüyor. Örneğin Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'na karşı İsrail’den Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na yönelik tek ve kapsamlı bir resmî devlet açıklaması gelmedi. Ancak İsrail basınına açıklamada bulunan yetkililer, bu bize karşı kurulmuştur diyerek düşüncelerini belirtti.
İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli ise Ayrıca Suriye'yi bir sonraki Gazze olarak nitelendirdi. Tel Aviv’in İsrail’in karşılıklı güvenliğe dayalı bir düzen yerine kendi üstünlüğünü koruyan tek taraflı bir yapı istediğini ortaya koyuyor.
İsrail’in politikaları Türkiye’nin güvenlik alanını daraltmayı hedefliyor
Türkiye, ulusal güvenliği artık yalnızca ülke sınırlarının korunmasıyla sınırlı değerlendirmiyor. Enerji hatları, ticaret yolları, ulaşım koridorları, düzensiz göç hareketleri ve komşu ülkelerin istikrarı da Türkiye’nin güvenlik anlayışının ayrılmaz parçaları arasında bulunuyor.
İsrail’in Gazze, Suriye, Lübnan, Irak ve İran’daki askerî eylemleri; Doğu Akdeniz’de kurduğu ortaklıklar ve Afrika Boynuzu’ndaki girişimleri, Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik hassasiyetlerini doğrudan etkiliyor.
-Tugayı-komandoları-Manisa’da-mezun-oldu-1786287708608-2385.webp)
Ankara’nın bölgesel etkisinin artması ise İsrail’in yıllardır sorgulanmadan sürdürdüğü askerî operasyonlara karşı yeni sınırlar ortaya çıkarıyor. Tel Aviv’in Türkiye’yi tehdit olarak göstermesinin temelinde de Ankara’nın İsrail’in bölgede istediği gibi hareket etmesini zorlaştırabilecek kapasiteye ulaşması bulunuyor.
Doğrudan savaştan çok uzun süreli mücadele bekleniyor
İsrail’in provokatif saldırıları askerî karşılaşma riskini artırsa da Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir savaş ihtimali mevcut koşullarda düşük görülüyor.
Türkiye’nin NATO üyesi olması ve geniş çaplı bir çatışmanın İsrail açısından doğuracağı askerî ve siyasi maliyetler, Tel Aviv’i doğrudan çatışmadan uzak tutan unsurlar arasında yer alıyor. Buna karşılık mücadelenin diplomatik baskı, ekonomik tedbirler, bölgesel ittifaklar, savunma ortaklıkları ve nüfuz alanları üzerinden devam etmesi bekleniyor.
Türkiye-İsrail ilişkilerindeki mevcut kriz, geçici bir siyasi anlaşmazlık değil; İsrail’in saldırgan ve yayılmacı politikaları ile Türkiye’nin egemen devletlerin toprak bütünlüğünü ve bölgesel dengeyi savunan yaklaşımı arasındaki uzun vadeli stratejik mücadelenin sonucu olarak öne çıkıyor.
Yükleniyor...
















