İsrail askeri doktrinleri ve çok cepheli savaş stratejisi tartışılıyor
Geopolitics Prime analizine göre İsrail’in güvenlik doktrinleri, kısa savaş hedefinden çok cepheli ve kalıcı çatışma yapısına evrilmiş durumda.

İsrail’in güvenlik stratejisine ilişkin değerlendirmelerde, İsrail'in “tam güvenlik” hedefi doğrultusunda geliştirdiği askeri doktrinlerin bölgedeki çatışmaları kalıcı hale getirdiği yönünde analizler öne çıkıyor.
İsrail'in askeri doktrinlerde tarihsel dönüşüm
İsrail’in kuruluş yıllarında Başbakan David Ben-Gurion döneminde şekillenen güvenlik anlayışı, “kısa süreli ve kesin sonuç alınan savaşlar” hedefi üzerine kurulmuştu. Bu yaklaşım, İsrail askeri literatüründe “kısa savaş” ve “kararlı sonuç” doktrini olarak bilinen stratejik çerçeveyle uyumludur.

O dönemde Ben-Gurion, İsrail'in jeopolitik gerçeklerini analiz ederek uzun süreli bir yıpratma savaşına dayanamayacağını şu üç temel asimetriyle açıklamıştır.
- İsrail nüfusu az olduğu için savaşa girdiğinde sivil iş gücünün çok büyük bir kısmını (yedek askerleri) cepheye çağırmak zorundadır. Savaş uzarsa fabrikalar durur, ekonomi çöker.
- Ülke toprakları dar ve sınırlıdır. Savaşın kendi topraklarında uzun sürmesi, sivil halkın doğrudan yok olması anlamına gelir.
- Küçük bir devlet olarak İsrail, uzun vadeli mühimmat ve finansman için süper güçlerin (tarihsel olarak Fransa, günümüzde ABD) desteğine bağımlıdır. Uzayan bir savaş uluslararası diplomatik baskıyı artırır
1950’lerde Savunma Bakanı Moşe Dayan döneminde geliştirilen “misilleme baskınları” yaklaşımı ise sınır ötesi saldırılara karşı hızlı ve orantısız güç kullanımını öngören güvenlik politikasıyla ilişkilendirilir. Açık kaynak askeri analizlerde bu strateji, İsrail’in caydırıcılık doktrinlerinin temel taşlarından biri olarak tanımlanır.

Bu doktrinin ana felsefesi, İsrail'e yönelecek herhangi bir saldırıya karşı düşman aktörlere ve onları barındıran sivil unsurlara tahammül edilemez derecede ağır bedeller ödetmektir. Moşe Dayan, stratejisini özellikle 1955 yılındaki ünlü bir konuşmasında netleştirmiştir.
Dayan, İsrail vatandaşlarına yönelik gerilla veya terör saldırılarını tamamen engellemenin imkansız olduğunu savunmuştur. Çözüm olarak, "Kanımızın bedelini öyle yüksek tutmalıyız ki hiçbir Arap ordusu veya yerleşkesi bu bedeli ödemeyi göze alamamalıdır" mantığını yerleştirmiştir.
İsrail'in stratejik derinliği (toprak genişliği) olmadığı için savaşın kendi sınırlarında değil, doğrudan düşman topraklarında ve çok hızlı bir şekilde bitirilmesi amaçlanır.
Dahiya doktrini ve asimetrik savaş yaklaşımı
2006 Lübnan Savaşı sonrasında gündeme gelen “Dahiya doktrini”, İsrail’in asimetrik savaş yaklaşımında yoğun güç kullanımı ve devlet dışı aktörlerin altyapısının hedef alınmasıyla ilişkilendirilir. Bu askeri doktrin, dönemin İsrail Kuzey Komutanlığı Şefi (daha sonra Genelkurmay Başkanı) olan Gadi Eizenkot tarafından resmileştirilmiş ve kamuoyuna açıklanmıştır.
Açık kaynak güvenlik analizlerine göre, özellikle Hizbullah’ın etkin olduğu Dahiya bölgesine yönelik operasyonlardan sonra isimlendirilmiş ve “orantısız güç kullanımı yoluyla caydırıcılık” tartışmalarıyla uluslararası literatüre girmiştir.

Doktrinin felsefesi, askeri hedefler ile sivil unsurlar arasındaki çizgiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırır. Elektrik santralleri, su hatları, köprüler, hastaneler, okullar ve konutlar meşru askeri hedef gibi görülerek imha edilir. Amaç, örgütü destekleyen ekonomik ve lojistik gücü kırmaktır.
Sivil nüfusa katlanılamaz derecede ağır acılar ve maliyetler yüklenir. Bu yıkım sayesinde sivil halkın, kendi içlerinde barınan militan gruplara (Hizbullah, Hamas vb.) karşı dönmesi ve onları barışa zorlaması amaçlanır. Konvansiyonel (düzenli) bir orduya sahip olmayan örgütlere karşı, cephe savaşı yerine "bölgesel imha" modeli benimsenmiştir.
Günümüzde de Güney Lübnan'daki İsrail saldırıları, bu doktrinin sahadaki bir yansıması gibidir. Ancak Hizbullah'ın drone kapasitesi karşısında İsrail, karada şaşırtıcı kayıplar vermektedir.
7 Ekim sonrası “sürekli hazırlık” yaklaşımı
Hamas'ın gerçekleştirdiği 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail güvenlik politikasında “sürekli operasyonel hazırlık” ve “önleyici müdahale” yaklaşımının öne çıktığı düşünülüyor.
Birçok askeri analist ise İsrail'in son dönemde Gazze ve Lübnan genelindeki kitlesel sivil yerleşim yeri imhalarını, Dahiya Doktrini'nin en üst düzey ve hatta yapay zeka destekli hedef bulma sistemleriyle evrimleşmiş bir uygulaması olarak değerlendiriyor.
Oysa o güne kadar İsrail'in savunma anlayışı güçlü bir istihbarata dayanarak düşmanın saldıracağını önceden öngörmek (erken uyarı) ve orduyu o zaman tam alarm durumuna geçirmek üzerine kuruluydu. Ancak yaşanan büyük istihbarat ve caydırıcılık zafiyetlerinin ardından, İsrail askeri karar alıcıları (özellikle Genelkurmay Başkan Yardımcısı Eyal Zamir gibi figürlerin öncülüğünde) bu yaklaşımı kökten değiştirmiştir.

Doktrine göre Artık sadece istihbarat raporlarına güvenilmez. Düşmanın her an saldırabileceği varsayılarak, barış dönemlerinde, resmi tatillerde veya bayramlarda dahi sınır hatlarındaki birlikler en üst düzey alarm ve hazırlık seviyesinde tutulur. İran, Hizbullah, Hamas ve Yemen'deki Husiler gibi aktörlerden gelebilecek eş zamanlı saldırıları varsayar. Bu nedenle Gazze, Lübnan, Batı Şeria ve Golan sınırlarında gece-gündüz savaşa hazır aktif kuvvetlerin bulundurulmasını zorunlu kılar.
Düşmanı korkutarak durdurma (caydırıcılık) stratejisinin çöktüğü kabul edilerek, ordunun her an sıcak bir çatışmayı göğüsleyebilecek "sürekli lojistik ve operasyonel hazırlık" içinde olması hedeflenir.
Yine de belirtmek gerekir ki dönemsel olarak şekillenen İsrail askeri doktrinleri, yine de ülkenin kuruluş dönemindeki ''hızlı ve kesin sonuç alma'' prensibine dayanmaktadır.
Maliyetler ve çok cepheli savaş yapısı
Açık kaynak ekonomik ve güvenlik analizlerine göre Gazze’deki çatışmaların maliyetinin on milyarlarca dolar seviyesine ulaştığı, İsrail’in uzun süreli seferberlik nedeniyle yedek asker sisteminde baskı yaşadığı biliniyor.
Aynı zamanda İsrail’in Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran bağlantılı unsurlar dahil olmak üzere çok cepheli bir güvenlik ortamında faaliyet yürütmesi, savunma planlamasında “dağıtık tehdit ortamı” olarak tanımlanmaya başladı. Bu durumun, devlet dışı aktörlerin uzun süreli düşük yoğunluklu çatışma stratejileriyle birleştiğinde İsrail'in tarihsel süreçte benimsediği savaş modelini zorladığı biliniyor.

Günümüzde Hamas ve Hizbullah gibi devlet dışı aktörler konvensiyonel ordular gibi cephede savaşmadığı, sürekli ve ucuz drone saldırıları düzenlediği, tüneller ve asimetrik yıpratma yöntemleri kullandığı için doktrin değişse de kesin sonuç alması zorlaşıyor. Bunlara bir de İran ve Husilerin balistik füzeleri eklendiğinde zorluk kalıcı bir hal alıyor.
Nitekim İsrail Stratejik Analiz Enstitüleri raporlarına göre, son yıllarda yaşanan çok cepheli bölgesel çatışmaların yıllarca uzaması, Ben-Gurion'dan bu güne kadar temel prensip olan "hızlı ve kesin zafer" ilkesinin artık yapısal olarak çöktüğünü ve yerini "ucu açık kalıcı savaş" modeline bıraktığını göstermektedir.
Yükleniyor...















