Tabya Dijital
Envanter
Köşe Yazıları
Türkiye’nin Hava Savunması tartışması: İddialar ve gerçekler
Türkiye’nin Hava Savunması tartışması: İddialar ve gerçekler

Türkiye’nin Hava Savunması tartışması: İddialar ve gerçekler

Türkiye’nin hava savunması tartışması uzun süredir farklı siyasi yorumlarla ele alınıyor. Bu yazı, Patriot’tan S-400’e uzanan süreci iddialar ve gerçekler üzerinden inceliyor.

Savunma SanayiUlusal GüvenlikKöşe Yazıları8 Mart 2026 11:13 (Güncelleme: 8 Mart 2026 11:54)Ozan Akarsu
Türkiye’nin Hava Savunması tartışması: İddialar ve gerçekler

Türkiye ve Azerbaycan’a düşen füze ve İHA’ların ardından hava savunma sistemleri yeniden kamuoyunun gündemine girdi. Konuyla ilgili hem iktidar hem de muhalefet çevrelerinden çeşitli değerlendirmeler yapıldı ve farklı tezler ortaya atıldı. Ancak bu tartışmalar çoğu zaman teknik ve tarihsel boyutlarından ziyade siyasi bakış açıları üzerinden yürütülüyor.

Oysa Türkiye’nin uzun menzilli hava savunma sistemi arayışı yaklaşık yirmi yıllık bir süreci kapsıyor ve içinde farklı ülkelerle yapılan görüşmeler, iptal edilen ihaleler ve stratejik tercihler bulunuyor. Bu nedenle tartışmayı daha sağlıklı değerlendirebilmek için öne çıkan iddialara ve bunların arka planına madde madde bakmak faydalı olacaktır.

1. İddia: “ABD Patriot vermem demedi; Türkiye teknoloji transferi istedi, ABD anahtar teslim teklif etti.”

Bu iddiayı, genelde F-35 destekçisi kesim dile getiriyor. İddiaya göre ABD bize vermek istiyordu ama biz yokuşa sürüyorduk. Oysa sorun Patriot hava savunma sistemleri satışının reddedilmesi değil, teknoloji transferi ve ortak üretim talebinin karşılanmamasıydı. Türkiye uzun süre hava savunma sistemi almak istedi ve ihalede teknoloji paylaşımı önemli bir kriterdi. ABD’nin Patriot teklifinin fiyatının yüksek olduğu ve teknoloji paylaşımının sınırlı olduğu da birçok kaynakta yer alır.

Bugün İran karşısında Patriot sahibi Arap ülkelerinin yaşadığı savunma krizine bakınca, Türkiye taleplerinin ne kadar haklı olduğunu görüyoruz.

Patriot
Patriot

ABD, Patriot politikası olarak kritik radar ve füze teknolojisinin paylaşımına NATO dışı ülkelerde olduğu gibi ciddi kısıtlar koydu. Ayrıca ABD, Türkiye’nin Rusya ile S400 almasından sonra bunu da ön şart olarak koydu.

Bunun yanında ''bugün Türkiye S400 sistemlerini elden çıkarsın, 3,5 milyar dolar değerindeki Patriot sistemlerinin Türkiye'ye sevki başlar, çünkü 2019 yılında kabul edilmiştir'' diyenler de var. Onlar da yanlış söylüyor. Türkiye, teknoloji transferi ve radar konusunda geri adım atmamıştır. S400 gündemden çıkarılsa bile tıpkı F-35'ler gibi bahane ile sevk edilmeyecektir.

2. İddia: “Avrupa SAMP/T için teknoloji transferini kabul etmişti ama Gezi olayları sonrası siyasi sebeplerle tercih edilmedi.”

Bu görüşü savunanlara göre Avrupa şirketleriyle yürütülen SAMP/T (Eurosam) görüşmeleri teknoloji paylaşımı açısından Türkiye’ye daha uygun bir model sunuyordu ama Gezi olayları süreci etkiledi. Geziciler yüzünden füzeleri vermediler.

Ne yazık ki SAMP/T konusunda teknoloji transferi tamamen netleşmiş bir anlaşma haline gelmemiştir. Avrupa tarafının da tam kapsamlı teknoloji devri konusunda sınırlamaları olduğu ve müzakerelerin uzun süreceği belirtiliyordu. Bu nedenle bazı savunma uzmanları projenin siyasi sebeplerden değil; maliyet, zaman ve teknik şartlar nedeniyle ilerlemediğini savunur.

SAMP/T
SAMP/T

Zaten Fransa ve İtalya, Mart 2021’de Yeni Nesil SAMP/T (SAMP/T NG) Hava Savunma Füze Sistemi’nin geliştirilmesin ilişkin sözleşmeyi imzaladılar. Böylece Türkiye'nin 2018 yılında attığı imzaların bir anlamı kalmadı. Şayet imzalansaydı, bugün Çelik Kubbe'nin merkezinde SAMP/T olacaktı. Ben Fransızların buna engel olduğunu düşünüyorum.

3. İddia: “2013’teki ihaleyi Rusya değil Çin kazandı ama sonra iptal edildi.”

Bu iddia büyük ölçüde tarihsel olarak doğrudur. Türkiye’nin uzun menzilli hava savunma sistemi ihalesinde Çinli CPMIEC şirketinin FD-2000 hava savunma sistemi birinci seçilmiş ve görüşmelere başlanmıştı. Bu karar da o dönemde NATO içinde ciddi tartışma yaratmıştı.

FD-2000
FD-2000

Çinli şirket ABD yaptırım listesinde olduğu için NATO sistemleriyle entegrasyon ve güvenlik sorunları ortaya çıktı. Ayrıca sistemin NATO altyapısıyla uyumlu olmaması ve siyasi baskılar nedeniyle Türkiye 2015’te ihaleyi tamamen iptal etti. Bu nedenle bazı yorumcular iptalin yalnızca siyasi değil aynı zamanda teknik ve güvenlik gerekçeleriyle de bağlantılı olduğunu savunur.

4. İddia: “Teknoloji transferi bu kadar konuşulduktan sonra Türkiye gidip Rusya’dan teknoloji transferi olmadan S-400 aldı.”

Türkiye ile Rusya arasında yapılan S-400 hava savunma sistemi anlaşmasının büyük ölçüde anahtar teslim olduğu ve sınırlı teknoloji paylaşımı içerdiği yaygın biçimde kabul edilir. Bu durum, başlangıçtaki “teknoloji transferi” söylemiyle çeliştiği yönünde eleştiriler doğurmuştur. Türkiye'deki eleştirilerden dolayı Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 29 Haziran 2019’da sözleşmenin Türkiye’ye kısmi teknoloji transferi olduğunu açıklamıştır.

S-400
S-400

Türkiye’nin 2020 yılına gelindiğinde, artık S400 anlaşmasını yalnızca teknoloji transferi için değil, acil hava savunma ihtiyacı ve siyasi/stratejik nedenlerle yaptığını savunan görüşü hakimdi. Ayrıca bazı Türk yetkililer ikinci paket alımında teknoloji paylaşımı olabileceğini söylemişti. Daha sonra ülke güvenliği için bilgiler gizli tutuluyor denildi.

4. İddianın karşısındaki 5. İddia: “ABD Patriot vermedi, mecbur S-400 aldık”

Bu iddiaya göre Türkiye’de kamuoyuna verilen mesaj sürecin karmaşıklığını basitleştirerek anlatmıştır. Gerçekte ise kararın yalnızca teknik değil siyasi, stratejik ve diplomatik boyutları olduğu söylenir.

ABD ile Türkiye arasında özellikle Suriye politikası, 15 temmuz darbe girişimi sonrası ilişkiler ve güven krizi gibi faktörler nedeniyle ciddi gerilim vardı. Bu yüzden bazı analistler S-400 kararının teknik bir ihale meselesinden çok jeopolitik bir tercih olduğunu savunur.

S-500
S-500

Cumhurbaşkanı Erdoğan o dönemde yaptığı açıklamalarda konuyu bir sonraki noktaya taşımış ve Türkiye’nin bir sonraki hedef olarak yeni nesil S-500 hava savunma sistemlerini Rusya’yla ortak üretim olduğunu belirtmiştir. Diğer yandan, Rostec’in İcra Kurulu Başkanı Sergey Çemezov ise Haziran 2019’da yaptığı açıklamada, Rusya’nın S-500 sistemlerini şimdilik ‘hiçbir para karşılığında’ satmayacağını vurgulamıştır.

5. İddia karşısındaki 6. İddia: “Sonuçta Türkiye F-35 programından çıkarıldı ve etkili bir sistem de elde edilemedi.”

S-400 alımı sonrasında Türkiye F-35 programından çıkarıldı ve CAATSA yaptırımlarına maruz kaldı; bu doğrudur. Ayrıca S-400 sistemleri Türkiye’de aktif biçimde NATO ağına entegre edilmediği için operasyonel kullanımı sınırlı kaldı.

Ancak şu da unutulmamalıdır ki; benzer bir durum Yunanistan’da da yaşanmıştır. Bugün S-300 sistemleri Yunanistan envanterinde bulunmaktadır ve bu sistemler NATO hava savunma ağına entegre edilmiş değildir. Bu sistemlerin hikâyesi aslında 1990’ların sonuna uzanır.

F-35
F-35

1997 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Rusya’dan S-300 sistemi satın almış, ancak Türkiye’nin sert tepkisi ve bölgesel gerilim nedeniyle sistemlerin adaya konuşlandırılması büyük bir kriz yaratmıştır. Bunun üzerine 1999 yılında yapılan bir anlaşma ile bu sistemler Kıbrıs yerine Girit Adası’na taşınmış ve Yunanistan envanterine dahil edilmiştir.

Yunanistan bu sistemleri uzun süre aktif şekilde kullanmamış, daha çok depoda tutmuş ve sınırlı sayıda tatbikatta devreye sokmuştur. Zaman zaman NATO tatbikatlarında da test edilmiştir; ancak NATO hava savunma mimarisine doğrudan entegre edilmemiştir. Buna rağmen bu durum NATO içinde Türkiye’deki S-400 tartışması kadar büyük bir siyasi kriz yaratmamıştır.

S-300
S-300

Öte yandan Yunanistan son yıllarda ABD ile savunma ilişkilerini ciddi biçimde güçlendirmiştir. 2024 yılında Washington yönetimi, Yunanistan’a F-35 satışını onaylamış ve Yunanistan’ın ilk etapta yaklaşık 20 uçaklık bir paket alması planlanmıştır. Bu uçakların 2028 sonrasında teslim edilmesi beklenmektedir.

Dolayısıyla Yunanistan’ın envanterinde bir yanda Rus yapımı S-300 sistemleri bulunurken diğer yanda beşinci nesil F-35 uçaklarını teslim almaya hazırlanması, Türkiye’de sıkça dile getirilen “çifte standart” tartışmasının temel dayanaklarından biri haline gelmiştir.

Sonuç ve düşüncelerim

Açık konuşmak gerekirse, bu noktada ben artık meselenin yalnızca S-400 meselesi olduğuna inanmıyorum. Türkiye S-400 almasaydı dahi, bize ne Patriot’un ne de F-35’in sorunsuz şekilde verilecekti. Çünkü bu tür sistemler sadece ticari birer ürün olmayıp; aynı zamanda siyasi ve stratejik araçlardır. Bugün bir ülkeye verilen bir sistem, yarın siyasi gerekçelerle durdurulabilir. Geçmişte tank motorundan, helikoptere kadar sayısız örneği yaşandı.

F-35
F-35

Türkiye F-35 programında üretim ortağıydı, doğru. Parça üretiyordu, ciddi yatırım yapmıştı ve pilotlar eğitim alıyordu. Ama buna rağmen süreç bir siyasi krize dönüştüğünde programdan çıkarılabildi. Bu da bize şunu gösterdi: üretim ortağı olmak ve parasını vermek bile nihai garanti değildir. Bugün S-400’ler tamamen gündemden çıksa bile, başka bir gerekçeyle aynı şeylerin yaşanmayacağını kim garanti edebilir?

Nitekim üretim hattındaki Türk şirketlerinin yerine alternatif tedarikçiler hızla bulundu ve üretim zinciri Türkiye’den çıkarıldı. Benim gözümde o dosya artık fiilen kapanmış durumda. Karar vericiler zaman zaman masaya dönülebileceğini söylüyor ama açıkçası benim bu konuda büyük bir beklentim yok.

F-47
F-47

Bir ihtimal; F-47 ve benzeri bir uçak 2030'lardan sonra ABD envanterine girmeye başladığında, istediğimiz sayıda F-35'i ve hatta kullanılmışlar dahil istediğimizden fazlasını bize verecekler ama o zaman da stratejik anlamını yitirmiş olacak.

Aslında bütün bu süreç Türkiye’ye başka bir gerçeği çok net biçimde hatırlattı. Savunma teknolojisinde satın aldığın sistem tamamen senin değildir.

Barak MX
Barak MX

Bugün İsrail'den Barak MX ve diğer hava savunma sistemleri almaya çalışan Yunanistan da aynı kavgayı veriyor. Çünkü onu kullandığın sürece bile siyasi koşullara bağlı kalırsın. Yazılımı, modernizasyonu, mühimmatı, bakım zinciri ve yedek parçaları başka bir ülkenin kontrolündeyse o sistem üzerinde tam egemenliğin yoktur.

Yaşananların neticesinde Türkiye, bugün kendi savunma mimarisi olan Çelik Kubbe'yi kurmuştur. Hava savunmasından radar teknolojilerine, füze sistemlerinden platformlara kadar mümkün olan her alanda da kendi kapasitesini oluşturmak zorundadır. Asıl mesele Türkiye’nin savunma alanında ne kadar bağımsız olabileceği meselesidir.

8 Mart 2026 11:13 (Güncelleme: 8 Mart 2026 11:54)Ozan Akarsu
Yorumlar yükleniyor...