ABD ile Venezuela neden savaşma noktasına geldi?
ABD ile Venezuela arasında yaşanan olaylar, her ne kadar kaçakçılık ve narkotik ekseninde dillendirilse de uzun bir geçmişe sahip çok yönlü gelişmelerin sonucudur.

- ABD gerçekten Venezuela ile savaşa mı hazırlanıyor?
- ABD’nin Maduro’ya karşı bu kadar agresif davranmasının gerçek nedenleri neler?
- Uyuşturucu operasyonu gerçeklik mi yoksa bir bahane mi?
- ABD’nin ekonomik baskı stratejisinin amacı ne olabilir?
- Venezuela neden zengin bir petrol ülkesiyken ekonomik kriz içinde?
- ABD’nin Venezuela üzerindeki baskısının küresel jeopolitikteki yeri nedir?
- ABD'nin Venezuela'ya yönelik agresif tutumu yakın gelecekte neye yol açabilir?
ABD ile Venezuela arasındaki ilişkiler uzun süredir inişli çıkışlı bir seyir izliyordu. Son dönemde Donald Trump yönetiminin attığı adımlar, bu tansiyonu benzeri görülmemiş biçimde yükseltti.
Karayipler’de ABD ordusuna dair artan askeri varlık, bunun yanı sıra özel kuvvetlere verilen operasyon yetkileri, Venezuela hükümetine yönelik ağır suçlamalar ve ekonomik baskıların eş zamanlı olarak yoğunlaşması, iki ülkeyi açık bir çatışma ihtimalinin eşiğine getirdi.

Tüm bu gelişmelerin ardında, yalnızca uyuşturucu kaçakçılığı gerekçesi bulunmadığı çok açıktır; ABD’nin Venezuela’ya yönelik agresif tutumu, tarihsel, politik, ekonomik ve jeopolitik katmanları olan daha geniş bir stratejinin parçası olarak okunmalıdır.
ABD gerçekten Venezuela ile savaşa mı hazırlanıyor?
Trump’ın CIA birimlerine Venezuela içinde gizli operasyon yetkisi verdiğini doğrulaması, Karayipler’e devasa bir uçak gemisi grubu göndermesi ve binlerce askeri Karayiplere sevk edip hazır tutması, Washington’un yalnızca “uyuşturucu ile mücadele” gerekçesiyle hareket etmediğini gösteriyor. Operasyonel bir ad verilerek yapılan askeri hazırlıklar, genellikle ya bir çıkarma operasyonunun ya da hedef ülkeye karşı ani bir saldırının ön hazırlıkları olarak değerlendirilir.

Trump’ın “Venezuela’da kara saldırısı ihtimalini dışlamıyorum” sözleri, askeri seçeneğin masada olduğunu açıkça ortaya koyarken, Venezuela ordusunun artan tatbikat ve silahlanma faaliyetleri de Caracas’ın bir saldırı olasılığını ciddiye aldığını gösteriyor.
ABD’nin bu derece yoğun askeri güç konuşlandırması da gösteriyor ki zaten Washington, uzun süredir Nicolas Maduro hükümetini gayrimeşru sayıyor ve açık şekilde rejim değişikliği çağrısı yapıyor.

Askeri hazırlıklar, Maduro’yu masaya zorlamayı, mümkünse kendi isteğiyle görevden çekilmeye ikna etmeyi veya tam tersi, askeri bir çatışmaya zemin hazırlamayı amaçlıyor.
ABD’nin Maduro’ya karşı bu kadar agresif davranmasının gerçek nedenleri neler?
ABD’nin Venezuela’ya yönelik sertleşmesinin arkasında birden fazla faktör bulunuyor. Bunlardan birincisi ideolojik niteliktedir.
Washington, Hugo Chavez döneminden beri Venezuela’yı Latin Amerika’da ABD karşıtı bir blok oluşturmakla suçluyor. Chavez döneminde Karayip ülkelerinin Venezuela'yla oluşturdukları bir petrol birliği olan Petrocaribe gibi oluşumla bölgedeki etki alanını genişletmesi, Venezuela’nın yıllarca ABD politikalarına meydan okuyan bir sol cephe yaratmasına neden oldu.

Maduro döneminde bu çizgi devam ettiği gibi; Rusya, İran ve Çin ile ilişkiler daha da derinleşti. Özellikle Rusya’nın Latin Amerika’daki varlığı Washington için tarihsel olarak kırmızı çizgidir. ABD, Soğuk Savaş’tan beri kendi arka bahçesi olarak gördüğü bölgede rakip güçlerin yer edinmesini ulusal güvenlik tehdidi olarak konumlandırır.

İkinci neden ise ekonomiktir. Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahiptir. Bu rezervler yalnızca büyüklükleri nedeniyle değil, ABD için jeopolitik stratejinin merkezinde yer alan enerji güvenliği açısından da kritik önemdedir.
Washington’un petrol fiyatlarını, enerji piyasalarını ve enerji tedarik zincirlerini kontrol altında tutma isteği, Venezuela gibi büyük rezervlere sahip fakat ABD karşıtı bir hükümet tarafından yönetilen ülkeleri stratejik tehdit olarak görmesine yol açıyor.

Üçüncü bir motivasyon ise iç politika ile ilgilidir. ABD’deki seçim dönemlerinde Latin Amerika politikasının sertleşmesi sık görülen bir eğilimdir. ABD’de Florida gibi kritik eyaletlerde yaşayan büyük bir Venezuelalı ve Kübalı göçmen nüfus bulunur. Göçmenlerden oluşan seçmen kitlesi, genellikle ABD'nin sosyalist hükümetlere karşı sert bir tutum almasını destekler. Trump yönetimi de bu siyasi avantajı değerlendirmek istiyor.
Uyuşturucu operasyonu gerçeklik mi yoksa bir bahane mi?
ABD’nin Venezuela sınırları dışında uluslararası sularda düzenlediği saldırıların uyuşturucu karşıtı operasyonlar olarak tanımlanması uluslararası hukuk uzmanları tarafından şüpheyle karşılanıyor.

Karayipler’deki uyuşturucu trafiğinin büyük kısmı Orta Amerika ve Meksika üzerinden geçmektedir; Venezuela’nın bu rotadaki payı oldukça sınırlıdır. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun da belirttiği gibi küresel uyuşturucu ticaretinin yalnızca küçük bir bölümü Venezuela bağlantılıdır.

Ayrıca ABD’nin bölgede konuşlandırdığı askeri gücün hacmi, tipik bir uyuşturucu operasyonu ile bağdaşmamaktadır. Karayip açıklarındaki uçak gemisi ve diğer savaş gemileri, Karayip hava sahasında devriye atan F-35’ler, Porto Riko'ya konuşlu İHA'lar ve binlerce asker uyuşturucu teknelerini durdurmak için gereksiz bir güç gösterisidir. Bu tür yığınaklar daha çok çıkarma harekâtı veya hava saldırısı hazırlıklarına özgüdür.

Dolayısıyla bu nedenle “uyuşturucu ile mücadele” söylemi, Washington’un asıl hedefini perdelemek için kullanılan taktiksel bir gerekçe olarak görülüyor.
ABD’nin ekonomik baskı stratejisinin amacı ne olabilir?
ABD’nin Venezuela üzerindeki yaptırımları, ülkenin ekonomik çöküşünde büyük rol oynadı.

PDVSA’nın uluslararası işlemlerden dışlanması, ülkenin petrol gelirlerini dramatik biçimde azaltmış, bu da hiperenflasyonu ve temel ürün kıtlığını tetiklemiştir. Citgo Petrol şirketinin zorla zorla satışa çıkarılması ise Maduro hükümetinin kalan önemli varlıklarından birinin kaybedilmesi anlamına geliyor.

Citgo'nun satışı, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun, ABD'nin ülkesini çevreleyen Karayip Denizi'ndeki son askeri yığınağının Venezuela'nın petrol rezervlerini ele geçirmeyi amaçladığını iddia etmesinin ardından geldi.

ABD'li çevrelere göre ekonomik yaptırımların temel amacı, Venezuela halkını hedef almamaktadır. Amaç, hükümetin finansal gücünü kırarak Maduro’nun iktidarını zayıflatmaktır. Ancak yaptırımların etkisi ülke çapında hissedildiği için halk üzerindeki baskı büyümeye devam ediyor. Washington’un stratejisi, ekonomik çöküşün halk içinde rejime yönelik hoşnutsuzluğu artırarak, içerden bir değişimi tetiklemesidir.
Washington'un izlediği strateji, ABD’nin geçmişte Küba, Nikaragua ve İran gibi ülkelerde kullanmayı denediği bir yöntemdir. Ekonomiyi kırarak siyasi rejimi zayıflatmak, askeri müdahale olmadan rejim değişikliğini mümkün kılar.
Trump yönetimi Kasım ayında biraz daha ileri giderek Maduro'nun başına ödül koymuş, 2020 yılında düzenlenen Maduro ve ekibinin Kolombiya kaynaklı kokain trafiğini ABD’ye yönlendirmek için FARC isyancıları ve Venezuela’daki güvenlik güçlerinden faydalandığını içeren iddianameyi gerekçe göstermiş ve Cartel de los Soles'i terör örgütü ilan etmiştir.
Venezuela neden zengin bir petrol ülkesiyken ekonomik kriz içinde?
Venezuela’nın çöküşünün arkasında yalnızca ABD yaptırımları bulunmamaktadır. Birçok kaynakta yer alan ifadelere göre Venezuelalı devlet petrol ve doğalgaz şirketi PDVSA yıllar boyunca kötü yönetim, politik kadrolaşma ve yetersiz yatırımlardan zarar gördü.

Ülkedeki altyapı çöktü, rafineri kapasitesi azaldı ve petrol üretimi dramatik biçimde düştü. Bununla birlikte ekonomik yaptırımların etkisi bu sorunları katlayarak ülkeyi tam bir ekonomik krize sürükledi.
Venezuela’nın ekonomik kırılganlığının en temel nedeni tek bir kaynağa, yani petrole aşırı bağımlı olmasıdır. Petrol fiyatları düştüğünde veya petrol ihracatı ambargolarla durduğunda ülke bütçesi çökmekte, kaçınılmaz olarak sosyal ve siyasi krizlere yol açmaktadır.

ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikalarının bu zayıflığı hedef aldığı açıktır. Ekonomisi petrole bağımlı olan bir ülkeyi yaptırımlarla köşeye sıkıştırmak oldukça kolaydır. Bu nedenle ABD’nin ekonomik baskı stratejisi, Maduro yönetimini zayıflatmak için kullanılan en etkili araçlardan biridir.
ABD’nin Venezuela üzerindeki baskısının küresel jeopolitikteki yeri nedir?
Venezuela yalnızca petrol zenginliği nedeniyle değil, aynı zamanda Çin ve Rusya ile olan ilişkisi nedeniyle stratejik bir hedeftir.

ABD, bu iki büyük gücün Latin Amerika’da jeopolitik kazanımlar elde etmesini istememektedir. Rusya’nın Venezuela’da askeri danışmanlar bulundurması, Çin’in Venezuela’yı büyük kredi programları ile desteklemesi ve İran’ın petrol takas programları yoluyla Maduro hükümetine nefes aldırması, Washington’un alarm seviyesini yükseltiyor.

Bu noktada ABD için Venezuela'nın artık yalnızca ikili bir mesele olmaktan çıktığını, küresel güç mücadelesinin bir yansımasına dönüştüğünü söyleyebiliriz. ABD, kendi etki alanında Çin veya Rusya destekli bir hükümetin yer almasını ulusal güvenlik açısından kabul edilemez buluyor.
ABD'nin Venezuela'ya yönelik agresif tutumu yakın gelecekte neye yol açabilir?
Trump’ın Maduro’yu arayarak “ülkeden ayrıl” teklifini ilettiği iddiası, Washington’un rejim değişikliğini diplomatik yollarla gerçekleştirme arayışında olduğunu gösterebilir. Ancak Maduro’nun ülkeyi terk etme ihtimali oldukça düşüktür. Dolayısıyla ABD baskıyı artırmaya devam edecektir.

Haliyle karşımıza 3 muhtemel senaryo çıkıyor.
- ABD baskıyı artırır ancak sıcak çatışma yaşanmaz: Bu senaryoya göre ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyon şiddetini artırarak devam eder. Hatta Venezuela ile ilişkilerini düzeyine göre diğer ülkeler de çeşitli yaptırımlar görebilir.
- ABD sınırlı askeri saldırılar gerçekleştirir: Yığınakların ölçeğine bakıldığında, belirli askeri ve uyuşturucu ile ilişkilendirilen siyasi hedeflere yönelik nokta atışı operasyonlar şeklinde gerçekleşmesi muhtemel duruyor.
- Tam kapsamlı çatışma başlar: Bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali düşük olsa da bölgeye uçak gemisi ve bombardıman uçaklarının sevk edilmesi bu seçeneğin de göz önünde bulundurulduğunu gösteriyor.
Anlaşılacağı üzere Venezuela, ABD için yalnızca “denizden komşu bir ülke” değildir. Artık petrol, jeopolitik güç dengeleri, ideolojik mücadele ve küresel güç rekabetinin kesiştiği stratejik bir cephedir.
Yükleniyor...















