Tabya Dijital
Envanter
Köşe Yazıları
Adalar Denizi’nde oldubittiye geçit yok
Adalar Denizi’nde oldubittiye geçit yok
ReklamReklam

Adalar Denizi’nde oldubittiye geçit yok

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki egemenlik tartışmaları yeniden gündeme gelirken, Yunanistan dayatmaya hazırlanıyor.

Adalar Denizi’nde oldubittiye geçit yok

Yunanistan söz konusu olunca insan bazen şu soruyu sormadan edemiyor: Haritayı büyütmekle gerçeklik de büyüyor mu?

Yıllardır Adalar Denizi’nde izlenen politika tam olarak buna dayanıyor. Küçücük adalardan devasa deniz yetki alanları üretmeye çalışan, coğrafyayı değil siyasî arzuları esas alan bir anlayış… Sonra da bu yaklaşım, uluslararası hukukun tartışmasız hükmüymüş gibi dünyaya sunuluyor.

İşin ilginç tarafı, aynı çevreler Lozan Antlaşması’nı da adeta tek yönlü okuma kılavuzuna dönüştürüyor.

Lozan, kutsal metin değil, hukuk belgesidir

Bugün Yunan tarafındaki en sık tekrarlanan iddialardan biri şu: Lozan’ın 6. maddesi üç milin ötesindeki bütün ada ve kayalıkları Yunanistan’a bırakmış.

Peki gerçekten öyle mi?

Hayır. Antlaşma metninde böyle bir açık hüküm yok. Madde, yalnızca kıyılarımıza üç milden yakın ada ve adacıkların Türkiye’ye ait olduğunu ifade ediyor. Hangi adaların hangi devlete bırakıldığı ise Lozan’ın diğer maddelerinde ayrıca düzenleniyor.

Ama belli ki bazı çevreler hukuk metni okumaktan çok, siyasi broşür hazırlamayı tercih ediyor.

Lozan’ı kendi tezlerini destekleyen bölümlerini kelime kelime cımbızla çıkarıp gürültü yapmak, geri kalanı için sessiz kalmak, hukukî yorumdan çok seçmeli tarih okumasına benziyor.

Mesele ada değil, Anadolu kıyılarını yok sayma girişimi

Burada asıl hedef birkaç ada meselesi değildir.

Yunanistan’ın uzun yıllardır savunduğu maksimalist yaklaşımın özü, Anadolu’nun binlerce kilometrelik kıyı hattını ikinci plana itmek ve adaları merkez alan bir deniz düzeni kurmaktır.

Yunanistan'daki akıl dışı mantık şu: Küçük bir ada, dev bir deniz alanı doğursun; kıtanın kıyıları ise tali unsur hâline gelsin.

Doğrusunu söylemek gerekirse, coğrafya bazen siyasetin önünde fazla inatçı duruyor.

Çünkü haritada kalem oynatmak başka, denizin gerçekleri başka.

Eğer bu anlayış sorgusuz kabul edilirse mesele yalnızca sınır çizgileri olmayacaktır. Türkiye’nin kıta sahanlığı, enerji kaynakları üzerindeki hakları ve denizlerdeki stratejik hareket alanı doğrudan etkilenecektir.

Bu nedenle konu romantik Ege manzaralarıyla değil, jeopolitik gerçeklerle ilgilidir.

Yüz yıldır bitmeyen tartışmanın sebebi ne?

Şimdi dürüstçe soralım.

Eğer Lozan bütün meseleleri mutlak biçimde çözmüş ve ortada hiçbir tartışma alanı bırakmamış olsaydı, neden aynı konu yüz yılı aşkın süredir gündemde?

Neden her dönemde yeni diplomatik krizler, yeni hukuk tartışmaları ve yeni tezler ortaya çıkıyor?

Demek ki mesele anlatıldığı kadar basit değil.

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz artık yalnızca iki komşu ülkenin anlaşmazlık sahası değil; enerji rezervlerinin, deniz ticaret yollarının ve askerî dengelerin kesişim noktasıdır.

Bu yüzden küresel güçlerin bölgeye ilgisi de tesadüf değildir. Her aktör kendi çıkarına göre pozisyon alıyor.

Yunanistan’ın zaman zaman bu dış destekleri nihai garanti sanması ise stratejik özgüvenden çok, alışılmış diplomatik konfora benziyor.

Türkiye’nin meselesi gerilim değil, hak meselesidir

Türkiye’nin yaklaşımı saldırganlık değil; denizlerdeki meşru haklarını koruma iradesidir.

Mavi Vatan denildiğinde bazı çevrelerin hemen rahatsız olması da dikkat çekici. Oysa mesele gayet nettir: Türkiye, kendi kıta sahanlığını, enerji haklarını ve denizlerdeki egemenlik alanlarını koruma kararlılığından söz etmektedir.

Bunun içinde Lozan’ın tarihî bağlamıyla yeniden değerlendirilmesi de vardır, II. Dünya Savaşı sonrası gelişmelerin ve 12 Ada sürecinin hukukî zeminde tartışılması da.

Çünkü hukuk, yalnızca bir tarafın işine geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir.

Adalar Denizi’nde gerçeklik değişmedi

Oysa gerçek değişmiyor.

Adalar Denizi’nde kalıcı istikrar; maksimalist haritalarla, siyasi sloganlarla ya da oldubitti anlayışıyla kurulamaz. Coğrafyanın gerçekleri, hukuk ve güç dengesi görmezden gelinerek sürdürülebilir bir düzen inşa edilemez.

Yunanistan’ın bunu ne kadar erken kabul ettiği, bölgedeki istikrar açısından o kadar faydalı olacaktır.

Çünkü denizde dileklerle değil, gerçeklerle yol alınır. Haritalar büyüyebilir; ama egemenlik iddiaları, yalnızca büyütülmüş çizgilerle meşruiyet kazanmaz. Türkiye’nin itirazı da tam olarak buradadır.

24 Mayıs 2026 06:37Ozan Akarsu
Yorumlar yükleniyor...