Tabya Dijital
Envanter
Analiz
Arktika'da tehlikeli oyun: Trump neden Grönland'ı istiyor?
Arktika'da tehlikeli oyun: Trump neden Grönland'ı istiyor?

Arktika'da tehlikeli oyun: Trump neden Grönland'ı istiyor?

Trump’ın Grönland çıkışı, “ulusal güvenlik” söylemiyle başladı, askeri güç imasına kadar uzandı. Arktik’te Rusya ve Çin’le rekabet kızışırken, bu hamle sadece Danimarka’yı değil NATO’nun geleceğini de tartışmaya açıyor.

Analiz7 Ocak 2026 18:54 (Güncelleme: 8 Ocak 2026 18:06)Ozan Akarsu
Arktika'da tehlikeli oyun: Trump neden Grönland'ı istiyor?

Donald Trump’ın Grönland’a yönelik ilgi ve talepleri, 2019’daki “büyük bir emlak anlaşması” gibi bir öneriden, 2026 itibarıyla ulusal güvenlik gerekçesiyle potansiyel ilhaka kadar uzanan oldukça sert bir tutuma dönüştü.

Son dönemde Beyaz Saray, Grönland’ı “ABD için vazgeçilmez bir stratejik alan” olarak tanımlıyor ve bu konuda farklı seçeneklerin değerlendirildiğini, hatta askeri gücün bir seçenek olarak masada olduğunu açıkladı. 

Trump’ın Grönland girişimi sadece tek bir nedene dayanmıyor; bunun altında jeopolitik strateji, askeri güvenlik kaygıları, enerji ve ham madde potansiyeli, ABD’nin Rusya ve Çin ile rekabeti, hatta iç politik nedenler bir arada bulunuyor. 

Grönland'ın stratejik önemi

Trump’a göre Grönland’ın en önemli özelliği, ABD ile Rusya’yı birbirine bağlayan coğrafi konumu ve Kuzey Kutup Bölgesi’nin hızla jeopolitik bir çatışma alanına dönüşmesi. Arktik artık Soğuk Savaş’tan bu yana görülmemiş bir şekilde güvenlik açısından merkezî bir sahne hâline gelmiş durumda.

Grönland, Kuzey Amerika ile Avrupa kıtaları arasında yer alarak, özellikle GIUK Gap (Grönland-İzlanda-İngiltere arası deniz geçidi) gibi deniz ve hava yollarını kontrol eden kilit bir coğrafi noktada bulunuyor. Dolayısıyla nükleer ve balistik füze yolları, denizaltı geçişleri ve stratejik gözetleme açısından kritik kabul ediliyor. Rusya’nın Arktik’te yeniden güçlenmesi, Kuzey Kutup hattı boyunca askeri altyapılarını aktif hâle getirmesi, Washington’un bölgedeki avantajını koruma arzusunu artırıyor.

ABD’nin Grönland ile olan askeri ilişkisi yeni bir olgu değil. Söz konusu ilgi, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’tan beri var. 1951’de Danimarka ile imzalanan savunma anlaşması, ABD’ye adada üs kurma ve işletme hakkı verdi. Ortaya konulan çerçevede Pituffik Uzay Üssü, balistik füze erken uyarı sistemleri ve Arktik gözetleme için kilit görev yapıyor.

Trump, Grönland’ı sadece stratejik bir ada olarak değil, ABD’nin kuzey savunmasının merkezi parçalarından biri olarak değerlendiriyor. Haliyle yeterli görmüyor ve bu nedenle daha doğrudan egemenlik talep ediyor.

Jeopolitik rekabet ortamı: Çin ve Rusya faktörü

Trump’ın Grönland politikasını anlamada en önemli çerçevelerden biri de büyük güç rekabetidir. Arktik bölgesi, hem küresel ısınmanın etkisiyle yeni ticaret yollarının açılması hem de doğal kaynaklara erişim açısından büyük güçlerin odak noktasına dönüşmüş durumda.

Rusya, uzun zamandır Arktik’te askeri varlığını artırıyor, denizaltı ve uzun menzilli savunma sistemlerini bölgeye konuşlandırıyor. Bu durum NATO içinde yeni bir güvenlik sorunu olarak algılanıyor.

Çin ise “yaklaşık Arktik devlet” statüsü ilan ederek, bölgedeki ekonomik ve altyapı projelerine yatırım yapma niyetini ortaya koydu. Bu bağlamda Pekin’in deniz yolları ve mineraller üzerindeki potansiyel etkisi, Washington’un alarm sinyallerini güçlendiriyor.

Trump’ın söyleminde ise bu iki ülkenin aktiviteleri, ABD’nin güvenlik çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak sunuluyor. Bu nedenle Grönland kontrolü, sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkıp, Rusya-Çin-ABD arasındaki küresel stratejik rekabetin bir odak noktası hâline geliyor. 

Enerji kaynakları ve madencilik potansiyeli

Grönland, buzullarla kaplı olmasına rağmen yer altı kaynakları bakımından zengin olabilir. Bu kapsamda petrol, doğal gaz ve özellikle nadir toprak elementleri ile kritik mineraller potansiyeli, ABD dahil tüm büyük güçlerin ilgisini çekiyor. Bu mineraller, yeşil teknoloji, savunma sanayi ve yüksek teknoloji ürünler için kritik öneme sahip.

 Geçmişte Trump ilgi alanını çoğunlukla ulusal güvenlik olarak tanımlasa da Washington’daki bazı Cumhuriyetçi çevreler bu kaynakların enerji ve teknoloji tedarik zincirlerinde Çin’in hakimiyetini kırmak için kullanılabileceğini belirtiyorlar. Çin’in nadir topraklara küresel pazar hâkimiyeti, ABD’yi bu materyallere erişim sağlama açısından hassas bir konuma sokuyor.

Her ne kadar bugün için bu kaynakların çıkarılması zorluğu, çevresel kısıtlamalar ve lojistik maliyetler nedeniyle sınırlı olsa da Trump yönetimi bu potansiyeli stratejik bir avantaj olarak görüyor.

Çok boyutlu bir denklem

Trump’ın Grönland’a olan ilgisi, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu. Ulusal güvenlik, Arktik’teki stratejik üstünlük, Rusya’ya karşı denge kurma, Çin’in etkisini sınırlama, enerji ve nadir minerallere erişim arzusu ile iç politik motivasyonlar bu meseleyi karmaşık bir jeopolitik mücadele alanı hâline getiriyor.

Ancak Trump’ın söylemleri ve olası askeri seçenekler, sadece Danimarka-Grönland ilişkilerini değil, NATO ve uluslararası hukuk düzenini de potansiyel bir krizle karşı karşıya bırakıyor. Grönland halkının kendi kaderini belirleme iradesi, bu girişimin uzun vadede kolay bir başarı olmayacağını gösteriyor.

Sonuç olarak Trump’ın Grönland stratejisi, günümüzün büyük güç rekabeti, ulusal güvenlik politikaları ve geleceğin ekonomik kaynak mücadeleleri bağlamında değerlendirilmesi gereken karmaşık bir olgudur.

Etiket:ABD
7 Ocak 2026 18:54 (Güncelleme: 8 Ocak 2026 18:06)Ozan Akarsu
Yorumlar yükleniyor...