İran'da neler oluyor? Tahran'daki olayların nedeni ne?
Ekonomik çöküş ve protestolar İran’ı kırılma noktasına taşıyor. Hamaney’in liderliği ve hatta ülkeden ayrılması ilk kez açıkça tartışılıyor.

- Protestoların kıvılcım aldığı yer: Tahran Çarşısı
- Olaylar ülke geneline yayılmaya başladı
- Rejimin güvenlik algısı ve sert müdahaleler
- Toplumsal ve ekonomik şartlar nedeniyle, öfke artıyor
- Direniş Ekseni güç kaybettikçe rejim zayıfladı
- Nükleer program, Tahran'ın dış ilişkilerini zorlaştırıyor
- Belirsiz geleceğe dair senaryolar
İran’da 2025’in son aylarında patlak veren protestoların temelinde uzun süredir derinleşen ekonomik kriz yer alıyor. Yıllardır uygulanan uluslararası yaptırımlar, kötü yönetim, yapısal reform eksikliği ve dış politika tercihlerinin ekonomik bedeli, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkiler hale geldi. Özellikle İran riyalinin tarihindeki en düşük seviyelere gerilemesi, halkın günlük yaşamında hissedilen yoksullaşmayı görünür kıldı.
Riyalin dolar karşısında 1,4 milyon seviyesini aşması, maaşlı çalışanlardan küçük esnafa kadar hemen her kesimin alım gücünü ciddi biçimde eritti. Temel gıda ürünleri, kira, ulaşım ve enerji maliyetleri hızla yükseldi. Et, pirinç ve ekmek gibi temel tüketim ürünleri birçok aile için erişilmesi zor hale geldi. Enflasyonun resmi rakamlara göre yüzde 40 civarında seyretmesi, gayriresmî tahminlerde ise bunun çok üzerinde değerlendirildiği bir ortamda, halkın devlete olan ekonomik güveni büyük ölçüde sarsıldı.
Protestoların kıvılcım aldığı yer: Tahran Çarşısı
Gösterilerin başlangıç noktası olarak Tahran’daki Büyük Çarşı öne çıktı. İran tarihinde çarşı esnafı, yalnızca ekonomik değil, siyasal süreçlerde de belirleyici bir aktör olarak biliniyor. Aralık ayı sonunda döviz kurundaki ani yükseliş ve fiyat kontrolünün fiilen ortadan kalkması, tüccarların dükkân kapatma eylemleriyle sonuçlandı.

Tahran'da atılan ilk toplumsal adım, kısa sürede diğer şehirlerdeki esnaf gruplarına da yayıldı. Protestolar başlangıçta döviz kuru istikrarı, vergi baskısının hafifletilmesi ve fiyat denetimi talepleri etrafında şekillendi. Ancak devletin sert güvenlik önlemleri ve taleplere kulak tıkaması, eylemlerin tonunu değiştirdi. Ekonomik şikâyetler, yerini açık biçimde siyasi eleştirilere bıraktı.
Olaylar ülke geneline yayılmaya başladı
Kısa süre içinde protestolar İran’ın 31 eyaletinin tamamına yakınında görülmeye başlandı. Büyük şehirlerin yanı sıra orta ölçekli kentler ve hatta kırsal bölgelerde dahi gösteriler kayda geçti. Öğrenciler, işçiler, emekliler ve işsiz gençler farklı tepkiler eşliğinde sokaklara çıktı.
Sokaklarda ortaya konan tepkiler, protestoların merkezi bir organizasyondan çok, tabandan gelen bir öfkenin ürünü olduğunu gösterdi. İran toplumunun mesajlaşma uygulamalarını yoğun biçimde kullanması, internet kısıtlamalarına rağmen gösterilerin duyurulmasında önemli rol oynadı. Videolar, sloganlar ve tanıklıklar, ülke içindeki bilgi akışı engellense bile diaspora üzerinden dünyaya ulaştı.

Başkentten sonra protestoların en hızlı yayıldığı kentlerden biri Tebriz oldu. İran’ın kuzeybatısındaki bu önemli ticaret ve sanayi merkezinde çarşı esnafı ve sanayi işçileri eylemlere katıldı. Kepenk kapatma eylemleri ve yürüyüşler, Azerbaycan bölgesindeki diğer şehirlere de örnek teşkil etti. Tebriz’deki protestolar, ekonomik taleplerin yanı sıra merkezi yönetime yönelik eleştirilerle dikkat çekti.
Batı illerinde, özellikle Kirmanşah, İlam ve Loristan bölgelerinde protestolar daha sert bir karakter kazandı. Güvenlik güçleriyle protestocular arasında zaman zaman şiddetli çatışmalar yaşandı ve bu bölgeler, can kayıplarının en çok rapor edildiği alanlar arasında yer aldı.
Güney ve güneybatı İran’da protestolar Ahvaz, Abadan ve Mahşehr gibi sanayi ve enerji merkezlerinde yoğunlaştı. Petrol ve petrokimya sektöründe çalışan işçilerin de eylemlere katılması, protestoların ekonomik boyutunu daha görünür hale getirdi. Bu şehirlerdeki gösteriler, yıllardır süren işsizlik, çevre kirliliği ve altyapı sorunlarının da yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

Ülkenin güneyinde Şiraz, Buşehr ve Bender Abbas gibi kentlerde halk sokaklara çıktı. Liman kentlerinde yaşanan protestolar, yüksek yaşam maliyetleri ve iş olanaklarının azalmasına duyulan tepkiyi yansıttı. Şiraz’da ise öğrenci gruplarının ve gençlerin ön plana çıktığı yürüyüşler dikkat çekti. Bu bölgelerde protestolar daha dağınık olsa da sürekliliğini korudu.
Kuzeyde, Hazar Denizi kıyısındaki Reşt ve Gilan bölgesi de eylemlerin yayıldığı alanlar arasında yer aldı. Bu şehirlerde pazar yerleri ve ana ulaşım güzergâhlarında toplanan gruplar, hayat pahalılığına karşı sloganlar attı. Aynı zamanda bölgedeki tarım üreticilerinin ekonomik kayıpları da protestoların önemli gerekçelerinden biri oldu.
İran’ın dini merkezlerinden biri olan Kum’da yaşanan gösteriler, sembolik açıdan büyük önem taşıdı. Rejimin ideolojik merkezlerinden biri kabul edilen bu şehirde dahi ekonomik sıkıntılara karşı sokak eylemlerinin görülmesi, protestoların ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Kum’daki gösteriler, daha kontrollü ve kısa süreli olsa da rejim açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi.

Protestolar yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmadı; Burucerd, Şehr-e Kord, Neyşabur, Sabzevar, Borujen ve Mescid-i Süleyman gibi orta ölçekli kentlerde de eylemler kayda geçti. Bu durum, hareketin belirli sosyal gruplarla sınırlı olmadığını, ülke genelinde geniş bir tabana yayıldığını gösterdi.
Son olarak Sistan-Beluçistan gibi İran’ın güneydoğusundaki daha yoksul ve merkezi otoriteye mesafeli bölgelerde de protestolar rapor edildi. Bu bölgelerde eylemler, ekonomik taleplerle birlikte uzun süredir devam eden ayrımcılık ve güvenlik politikalarına yönelik tepkileri de içerdi.
Rejimin güvenlik algısı ve sert müdahaleler
İran yönetimi, protestolar karşısında ağırlıklı olarak güvenlikçi bir yaklaşım benimsedi. Güvenlik güçleri birçok kentte göstericilerle sert biçimde karşı karşıya geldi. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre onlarca kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişi gözaltına alındı.
İnternet erişiminin kısıtlanması, mobil hatların kesilmesi ve sosyal medya platformlarının engellenmesi, protestoların koordinasyonunu zorlaştırmayı amaçladı. Ancak bu yöntemler, geçmiş protestolarda olduğu gibi kamuoyundaki öfkeyi yatıştırmak yerine daha da derinleştirdi. Devlet medyası olayları sınırlı şekilde ele aldı ve protestocuları kışkırtıcı veya yabancı güçlerin etkisinde olmakla suçladı.
Toplumsal ve ekonomik şartlar nedeniyle, öfke artıyor
Protestoları yalnızca güncel ekonomik gelişmelerle açıklamak eksik kalır. 2022 yılında Mahsa Amini’nin gözaltında ölümüyle başlayan ve ülke genelinde büyük yankı uyandıran gösteriler, İran toplumunda derin bir travma bıraktı. O dönem bastırılan talepler, ortadan kalkmak yerine zamanla farklı alanlarda birikti.
Kadın hakları, bireysel özgürlükler, ifade alanları ve yaşam tarzına yönelik baskılar, ekonomik krizle birleşerek daha geniş bir hoşnutsuzluk zeminine dönüştü. Bugünkü protestolar, önceki yıllarda bastırılan taleplerin yeni bir biçimde yeniden ortaya çıkması olarak da okunabilir.

Protestoların tırmanmasında hükümetin sübvansiyon politikalarında yaptığı değişiklikler önemli rol oynadı. İran’da uzun yıllardır dünyanın en ucuz benzin fiyatlarından biri uygulanıyordu. Yeni düzenlemeyle birlikte farklı fiyat kademeleri getirildi ve sübvansiyonlar kademeli olarak azaltıldı.
Aynı dönemde Merkez Bankası’nın ithal ürünlerde uygulanan tercihli döviz kurunu kaldırması, gıda fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. İlaç ve buğday dışındaki ürünlerde sübvansiyonun sona ermesi, özellikle dar gelirli kesimleri doğrudan etkiledi. Bu kararlar, ekonomik sıkıntıyı soyut bir sorun olmaktan çıkarıp mutfaklara taşıdı.

İran toplumunda protestolara katılım, yüksek riskler içeriyor. Gözaltılar, uzun hapis cezaları ve güvenlik baskısı, hala birçok insanı sokaktan uzak tutuyor. Buna rağmen protestoların tamamen sönmemesi, toplumsal direncin hâlâ güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
İran'daki genç nüfus, geleceğe dair umutsuzluk ve öfke arasında gidip geliyor. Eğitimli gençlerin işsizlik oranı, beyin göçü ve sosyal kısıtlamalar, bu kuşağın rejimle bağını zayıflatıyor. Bu durum, uzun vadede İran’ın demografik ve ekonomik yapısını da etkileyebilecek bir sorun olarak öne çıkıyor.
Direniş Ekseni güç kaybettikçe rejim zayıfladı
İran yönetimi uzun yıllardır bölgesel nüfuzunu “Direniş Ekseni” olarak tanımlanan ittifak ağı üzerinden sürdürüyor. Ancak son yıllarda bu yapı ciddi darbeler aldı. Gazze’de Hamas’ın ağır kayıplar vermesi, Lübnan’da Hizbullah’ın lider kadrosunun hedef alınması ve Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi, İran’ın bölgesel etkisini zayıflattı.
Yemen’deki Husiler de yoğun hava saldırılarıyla askeri kapasite kaybı yaşadı. Bu gelişmeler, İran’ın dış politikada harcadığı kaynakların iç politikaya ve ekonomiye dönüşünü sorgulatan bir ortam yarattı. Halkın önemli bir kısmı, ülke kaynaklarının yurt dışındaki vekil güçlere harcandığı algısına sahip.
Nükleer program, Tahran'ın dış ilişkilerini zorlaştırıyor
İran’ın nükleer programı, protestoların uluslararası boyutunu belirleyen temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. İran, nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğunu savunsa da, uranyum zenginleştirme seviyesinin silah eşiğine yaklaşması Batı’da ciddi endişe yarattı.
ABD ve Avrupa ülkeleri, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşma ihtimalini bölgesel güvenlik açısından büyük bir tehdit olarak görüyor. Haziran ayında ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri hedef alması, gerilimi askeri boyuta taşıdı. Buna rağmen İran, müzakereye açık olduğu mesajını vermeye çalıştı ancak somut bir ilerleme sağlanamadı.

Trump’ın “İran yönetimi barışçıl protestocuları öldürürse ABD onları yalnız bırakmaz” yönündeki açıklaması, ABD’nin geçmişteki “maksimum baskı” politikasını hatırlatır nitelikteydi ve rejimin güvenlik reflekslerini daha da sertleştirdi. Hamaney'in ''Trump kendi ülkesindeki sorunlara odaklanmalı, ülkedeki ajanlara fırsat vermeyeceğiz, İran ilkelerinden geri adım atmayacak sözleri'' rejimin güvenlikçi tutumunu sertleştirmesine yol açacak gibi duruyor.
İran, Batı yaptırımlarına karşı Çin ve Rusya ile ilişkilerini güçlendirmeye çalıştı. Çin, İran petrolünün en büyük alıcılarından biri olmayı sürdürse de askeri veya siyasi açıdan açık bir koruma sağlamadı. Rusya ise Ukrayna savaşında İran yapımı insansız hava araçlarını kullanmasına rağmen, İran’ın iç krizine doğrudan yönelmekten kaçınıyor. Bu da İran yönetiminin uluslararası alanda beklediği stratejik dayanışmayı bulamadığını gösteriyor. İçerideki protestolarla eş zamanlı olarak dış destek eksikliği, rejimin manevra alanını daralttı.
Belirsiz geleceğe dair senaryolar
- Birinci senaryo: İran yönetiminin geçmiş örneklerde olduğu gibi protestoları sert güvenlik önlemleriyle bastırması ve mevcut düzeni korumaya çalışması. Devrim Muhafızları, Besic güçleri ve güvenlik bürokrasisi hâlâ rejimin en güçlü dayanağı konumunda bulunuyor. Böylesi bir bastır şekli, kısa vadede sokakları kontrol altına alabilir ancak ekonomik sorunların çözülmemesi ve toplumsal hoşnutsuzluğun derinleşmesi nedeniyle uzun vadede istikrar üretme kapasitesi sınırlı kalacaktır. Her bastırılan dalga, ileride daha geniş ve daha öfkeli bir toplumsal patlamanın zeminini hazırlar. Böylece İran dış müdahalelere de açık hale gelecektir.
- İkinci senaryo: Rejimin kontrollü ve sınırlı reformlara yönelmesi üzerinden, krizi yönetmeye çalışması. Bu çerçevede ekonomik alanda bazı tavizler verilmesi, sübvansiyonların kısmen geri getirilmesi veya toplumsal baskıyı azaltacak sembolik adımlar atılması gündeme gelebilir. Ancak bu senaryonun önündeki temel engel, sistemin ideolojik sertliği ve karar alma süreçlerinin dar bir çevrede toplanmış olmasıdır. Reform girişimleri, rejim içindeki sertlik yanlısı gruplar tarafından, rejimin varlığına yönelik bir tehdit olarak algılanabilir. Böylece reform süreci kısa sürecek ve bekleneni vermeyecektir. Bunun sonucu olarak yine toplumsal eylemlerin çıkacağı kesindir.
- Üçüncü senaryo: Rejim içinde bir kırılma ya da güç dengesi değişimi yaşanması. Ekonomik çöküş, bölgesel etkisizlik ve artan protestolar, devletin farklı kurumları arasında gerilim yaratabilir. Bu süreçte bazı elit gruplar, mevcut liderliğin krizi yönetme kapasitesini sorgulamaya başlayabilir. Böyle bir iç çözülme, açık bir darbe yönetimine sebebiyet vermeyebilir. Karar mekanizmalarının fiilen kilitlenmesi ve otoritenin dağılması şeklinde de ortaya çıkabilir. Bu da rejimin çöküşüne sebebiyet verecek ve dördüncü senaryoyu beraberinde getirecektir.
- Dördüncü ve en kritik senaryo: Ayetullah Ali Hamaney’in İran’dan ayrılması. Uzun yıllar boyunca rejimin merkezinde yer alan Hamaney’in ülkeden gitmesi, gönüllü ya da zorunlu olsun, İran siyasal sistemi için sarsıcı bir kırılma anlamına gelir. Böyle bir gelişme, rejimin ideolojik meşruiyetini zayıflatır ve liderlik boşluğu yaratır. Hamaney’in gidişi, rejimin tamamen sona ermesini garanti etmez ancak mevcut yapının aynı şekilde devam etmesini de neredeyse imkânsız hale getirir. Hamaney'in bir anda ülkeyi terk etme kararı alması veya üçüncü maddedeki senaryo akabinde terk etmek durumunda kalması, yeni bir belirsizlik sürecini beraberinde getirecektir. Bundan sonra üretilecek senaryolar aslında bu senaryonun devamı üzerine olabilir.
- Beşinci senaryo: Hamaney ülkeden ayrılsa da rejimin kolektif veya geçici bir liderlik modeliyle varlığını sürdürmeye çalışması. Bu senaryoya göre Devrim Muhafızları ve muhafazakâr dinî elit, sistemi korumak adına yeni bir rehber figür ya da konsey etrafında birleşebilir. Ancak bu geçiş süreci, ciddi iç çekişmelere ve güç mücadelelerine açık olur. Halk nezdinde bu tür bir düzenlemenin meşruiyet üretmesi zorlaşır ve sokak baskısı daha da artabilir.
- Altıncı senaryo: Hamaney’in gidişinin rejim içi çözülmeyi hızlandırarak daha köklü bir siyasal dönüşüm sürecini tetiklemesi. Böyle bir durumda uzun süredir bastırılan toplumsal talepler daha güçlü biçimde gündeme gelir. Sokak eylemleri geçici olarak durur. Özellikle genç nüfus ve kadınlar, bu süreci geri dönülmez bir kırılma noktası olarak görebilir. Bu senaryo, aynı zamanda ciddi belirsizlikler, ekonomik kaos ve geçiş sürecinde istikrarsızlık riskleri barındırır. Çünkü protestocuların arasında Şah Pehlevi yanlısı grupların olduğu da biliniyor. Haliyle İran, yeni bir çekişme ortamına sürüklenebilir.
- Yedinci senaryo - Jeopolitik senaryo: İran’daki iç dönüşümün dış politikayı ve bölgesel dengeleri derinden etkilemesi. Hamaney’in liderliğinin sona ermesi, İran’ın “Direniş Ekseni” olarak tanımladığı bölgesel ağ üzerinde tamamen moral ve koordinasyon kaybına yol açar. Böylece İran’ın Orta Doğu’daki nüfuzu zayıflarken, bölgesel aktörlerin yeni güç boşlukları üzerinden pozisyon almasına neden olabilir. Aynı zamanda Batı ile ilişkilerde yeni müzakere kanallarının açılması ihtimali de ortaya çıkabilir.
- Sekizinci ve rejimin akıbeti ne olursa olsun genel çerçeveyi belirleyen senaryo: İran’ın uzun süreli bir belirsizlik dönemine girmesi. Ne rejimin tamamen çöktüğü ne de mevcut düzenin güçlü biçimde devam ettiği bu ara dönem, toplumda yorgunluk ve güvensizlik yaratacaktır. Organize ve birleşik bir muhalefetin yokluğu, dönüşümün yönünü belirsiz kılar. Bu senaryo, ülkenin etnik olarak bölünmesine en yakın senaryo olarak ele alınabilir. İran’ın geleceğini tek bir olaydan çok, zaman içinde İran halklarının kendi kaderini tayini yoluyla şekillenecek karmaşık bir süreç haline getirir.
Yükleniyor...













