Tabya Dijital
Envanter
Blog
Hürmüz Boğazı nerede ve stratejik önemi ne?
Hürmüz Boğazı nerede ve stratejik önemi ne?

Hürmüz Boğazı nerede ve stratejik önemi ne?

Hürmüz Boğazı nerede, neden stratejik öneme sahiptir? Enerji taşımacılığı ve jeopolitik dengeler üzerindeki etkileri.

BlogGündem28 Şubat 2026 17:36Koray Söğüt
Hürmüz Boğazı nerede ve stratejik önemi ne?

Dünya enerji ticaretinin bel kemiği konumundaki Hürmüz Boğazı, jeopolitik rekabetin en sıcak noktalarından biridir. Orta Doğu’daki birçok ülkenin petrol ve doğalgaz ihracat güzergahı olan bu dar geçit, sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve siyasi anlamda da küresel dengeleri etkileyen bir merkezdir.

Hürmüz Boğazı nerede?

Hürmüz Boğazı, Orta Doğu'da, Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasında yer alan dar, uzun ve jeopolitik önemi yüksek bir su yoludur. Boğaz, yaklaşık 50 kilometre genişliğe sahipken, en dar kısmı sadece 33 kilometreye kadar iner. Boğazın bu dar yapısı, deniz trafiğinin yoğunluğunu ve stratejik değerini artırmaktadır. Kuzey kıyısı İran’a, güney kıyısı ise Umman’a bağlı Musandam Yarımadası’na aittir.

Boğazın batı ucunda Basra Körfezi, doğusunda ise Umman Körfezi bulunur ve bu da onu, özellikle Körfez ülkelerinin enerji ihracatı açısından vazgeçilmez bir geçiş noktası haline getirir. Bu su yolunun deniz trafiğinde taşıdığı önem, dünya petrol ve doğalgaz ticaretinin kalbi konumundaki Basra Körfezi’ni uluslararası pazarlara bağlamasından kaynaklanır. İran, Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden çıkan tankerler bu boğazdan geçerek Avrupa, Asya ve Amerika pazarlarına yönelir.

Ayrıca coğrafi olarak Hürmüz Boğazı, Orta Doğu’nun doğu sınırında bulunan stratejik bir eşiktir; kara, hava ve deniz yolları açısından askeri ve ticari lojistik için kritik bir konumda yer alır. Bu nedenle hem bölge ülkeleri hem de küresel güçler açısından sürekli izlenen ve kontrol altına alınmak istenen bir bölgedir.

Hürmüz Boğazı'nın önemi nedir?

Küresel enerji güvenliğinin kilit noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda dünya çapında stratejik ve ekonomik etkiler doğuran bir geçittir. Petrol ve doğalgaz taşımacılığının büyük bölümü bu dar boğaz üzerinden gerçekleşirken, aynı zamanda bölgesel güçlerin askeri ve diplomatik nüfuz mücadelelerine de sahne olmaktadır. Bu nedenle boğazın önemi, enerji taşımacılığının çok ötesinde, çok boyutlu bir küresel mesele olarak değerlendirilmelidir.

Jeopolitik önemi

Hürmüz Boğazı, Orta Doğu’daki güç dengeleri açısından son derece kritik bir noktadadır. İran’ın boğazın kuzey kıyılarını kontrol etmesi, zaman zaman geçişleri kısıtlama tehdidinde bulunması ve Batılı güçlerin buna karşılık olarak bölgede askeri varlık göstermesi, bu deniz yolunu jeopolitik rekabetin merkezine taşımıştır. NATO ülkeleri, Körfez İşbirliği Konseyi ve Asya-Pasifik güçleri, boğazın güvenliğini doğrudan ilgilendiren politikalar geliştirmektedir.

Ekonomik önemi

Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktasıdır. Dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık üçte biri bu dar su yolundan geçmektedir. Günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol taşıyan yaklaşık 100 ila 110 tanker, bu boğazdan geçerek küresel pazarlara ulaşır. Bu miktar, dünya petrol tüketiminin yaklaşık %20’sine karşılık gelmektedir.

Enerji Bilgi Dairesi (EIA) ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, boğazdan taşınan petrolün %70’ten fazlası Asya ülkelerine, özellikle Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi büyük tüketicilere yöneliktir. Bu yönüyle Hürmüz, Asya’nın enerji güvenliği için de hayati bir arterdir.

Sadece petrol değil, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) açısından da benzer bir öneme sahiptir. Katar, dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biridir ve ihracatının neredeyse tamamını Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirir. Dünya LNG ticaretinin yaklaşık %20’si bu boğazdan geçer. Ancak mevcut alternatif boru hatları bu akışı karşılayabilecek kapasiteden uzaktır. Örneğin Suudi Arabistan’ın East-West boru hattı ve BAE’nin Fuceyre çıkışlı hattı toplamda sadece 4–7 milyon varil/gün taşıma kapasitesine sahiptir.

Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak herhangi bir kriz, petrol ve doğalgaz fiyatlarında küresel ölçekte sert dalgalanmalara neden olabilir. Uzmanlar, olası bir geçiş kısıtlamasında petrolün varil fiyatının kısa sürede 20 ila 50 dolar arasında artabileceğini öngörmektedir. Bu artış sadece enerji maliyetlerini değil, tüm dünyada ekonomik dengeleri de doğrudan etkileyebilir.

Hürmüz Boğazı kapanırsa ne olur?

Hürmüz Boğazı'nın olası bir kriz veya askeri müdahale sonucu kapanması, küresel enerji piyasaları üzerinde dramatik etkilere yol açar. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve büyük miktarda sıvılaştırılmış doğalgazın geçtiği bu boğaz, dünya enerji arzının en hassas noktalarından biridir. Boğazın kapatılması durumunda alternatif boru hatları bu hacmi karşılayamayacağı için arz şoku yaşanması kaçınılmaz olur.

Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarında ani ve sert artışlar beklenir. Uzman analizlerine göre, varil fiyatı kısa vadede 100 doların çok üzerine çıkabilir. Enerji ithalatına bağımlı ülkeler ekonomik daralma riskiyle karşı karşıya kalabilirken, enerji ihracatçısı ülkeler için de transit yapıların güvensizliği yeni lojistik ve yatırım sorunları yaratır. Ayrıca LNG taşıyan gemilerin geçişi de sekteye uğrayacağından doğalgaz fiyatları da ciddi oranda artar.

Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, yalnızca Orta Doğu değil; Avrupa, Asya ve hatta Amerika için enerji tedarik zincirlerinin sürekliliği açısından stratejik bir öncelik taşır.

Hürmüz Boğazı'ndan günde kaç tanker geçiyor?

Hürmüz Boğazı’ndan her gün ortalama 100 ila 110 büyük tanker geçiyor. Bu gemiler, günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol taşıyor. Bu miktar, dünya petrol tüketiminin yaklaşık %20’sine karşılık geliyor.

Boğazdan geçen petrolün büyük kısmı Asya ülkelerine gidiyor. Başta Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore olmak üzere enerji ithalatçısı ülkeler için bu geçiş hattı hayati önem taşıyor.

Sadece petrol değil, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) açısından da benzer bir tablo söz konusu. Özellikle Katar’dan çıkan LNG yüklerinin neredeyse tamamı yine bu boğaz üzerinden taşınıyor. Bu da Hürmüz’ü hem petrol hem doğalgaz açısından kritik bir geçit haline getiriyor.

Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek herhangi bir askeri ya da siyasi kriz, sadece bölgeyi değil, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip.

Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerler ne tür risklerle karşılaşır?

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri, hem fiziksel hem de jeopolitik birçok riskle karşı karşıyadır. Boğazın doğal yapısı oldukça dar olup, bu durum yoğun gemi trafiğiyle birleştiğinde deniz kazalarının yaşanma olasılığını artırır. Navigasyon zorlukları, yoğun sis ve hava koşulları da ek risk faktörleri arasındadır.

Bununla birlikte, en büyük tehdit unsurları arasında bölgedeki siyasi gerilimler yer alır. İran ile Batılı ülkeler arasındaki diplomatik krizler, askeri tatbikatlar ve karşılıklı misilleme tehditleri, tankerlerin güvenli geçişini tehlikeye atmaktadır. Özellikle İran’ın zaman zaman boğazı kapatma tehdidinde bulunması, enerji piyasalarında panik havası yaratabilmektedir.

Ayrıca boğazda yaşanan sabotaj girişimleri, mayın döşeme vakaları ve tanker saldırıları, gemicilik sektörünü doğrudan etkileyen güvenlik sorunlarıdır. Bu tür olaylar sadece taşımacılığı aksatmakla kalmaz, aynı zamanda küresel petrol fiyatlarında ani dalgalanmalara yol açar. Korsanlık riski düşük olsa da, siber saldırılar gibi yeni nesil tehditler de tanker taşımacılığının güvenliğini tehdit etmektedir.

Bu nedenle birçok ülke, boğazdan geçen tankerlerini donanma gemileri eşliğinde geçirerek riskleri minimize etmeye çalışmaktadır. Uluslararası deniz güvenliği iş birlikleri ve erken uyarı sistemleri, bu hassas bölgedeki tehditlere karşı alınan başlıca önlemlerdendir.

Hürmüz Boğazı tarih boyunca neden çatışmalara sahne olmuştur?

Boğazın enerji arzı üzerindeki kritik rolü, onu jeopolitik rekabetin odağı haline getirir. Ancak bu önem sadece günümüzle sınırlı değildir. Hürmüz Boğazı, tarih boyunca stratejik değeri nedeniyle farklı imparatorlukların ve güçlerin ilgisini çekmiştir.

Antik çağlardan itibaren bu su yolu, Persler ve Arap denizciler için ticaretin can damarıydı. İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte boğaz, Abbasi ve Emevi halifeliklerinin denetimi altına girmiştir. 16. yüzyılda Portekizliler boğazın kontrolünü ele geçirerek burayı bir askeri üs ve ticaret noktası olarak kullandı. Ancak kısa süre sonra Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasında boğazın kontrolü için siyasi ve askeri mücadeleler başladı. Osmanlı donanmasının bölgeye gönderdiği seferlerle zaman zaman egemenlik tesis edilse de kalıcı bir kontrol sağlanamamıştır.

20. Yüzyılda ise Hürmüz Boğazı, petrol keşifleriyle birlikte yeni bir önem kazandı.

Tanker Savaşı nedir?

1980-1988 yılları arasında süren İran-Irak Savaşı sırasında, savaşın denize taşındığı dönem "Tanker Savaşı" olarak anılır. Her iki taraf da rakibinin petrol ihracatını sekteye uğratmak için Basra Körfezi’ndeki ticari tankerleri hedef almaya başladı. Bu saldırılar sonucu yüzlerce gemi zarar gördü, bazıları batırıldı ve Körfez’deki deniz trafiği ciddi şekilde aksadı.

Artan tehditler üzerine ABD, müttefik Körfez ülkelerinin enerji ihracatını korumak için bölgeye donanma gönderdi. Amerikan bayrağı taşıyan tankerler oluşturularak askeri koruma sağlandı. Ancak gerginlikler giderek tırmandı. 1988’de İran’ın ateşlediği bir mayın, USS Samuel B. Roberts adlı savaş gemisine zarar verdi. ABD buna karşılık İran’a ait petrol platformlarını hedef aldı.

Aynı yıl bir başka çarpıcı olay yaşandı: ABD donanmasına ait USS Vincennes, sivil bir İran yolcu uçağını (Iran Air 655) düşürdü. 290 sivilin yaşamını yitirdiği bu trajedi, ABD-İran ilişkilerinde derin bir güven krizine yol açtı. Olayın hata sonucu olduğu söylense de İran tarafı uzun süre kasıtlı yapıldığını savundu.

Tanker Savaşı, Hürmüz Boğazı'nın sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri açıdan da ne kadar hassas bir geçit olduğunu ortaya koydu. O dönemde yaşananlar, bugünkü deniz güvenliği politikalarının temelini oluşturdu.

Abu Musa ve Tunb adaları anlaşmazlığı nedir?

Hürmüz Boğazı’nın çıkışında yer alan Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, uzun süredir İran ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında egemenlik tartışmasına konu oluyor. Meselenin kökeni, 1971 yılında İngiltere’nin Körfez’den çekilmesine dayanıyor. İngilizler bölgeden ayrılırken, İran bu üç adanın kontrolünü fiilen ele geçirdi ve kısa sürede askeri birlikler konuşlandırdı.

O günden bu yana adalarda İran bayrağı dalgalanıyor. İran, bu adaların kendi topraklarının doğal bir parçası olduğunu savunurken; BAE, özellikle Şarika Emirliği’nin tarihsel haklarını öne sürüyor. 1971 öncesine ait İngiliz belgeleri ve yerel kayıtlar da BAE’nin bu iddiasını destekliyor. Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi çok taraflı yapılar da zaman zaman BAE lehine kararlar aldı. Ancak İran, uluslararası tahkime gitmeyi reddediyor ve bu adalardaki askeri varlığını da sürdürmekte kararlı görünüyor.

Bu üç ada, yalnızca sembolik bir tartışma konusu değil. Hürmüz Boğazı’nın çıkış hattında bulunmaları, onlara deniz trafiği açısından önemli bir gözetleme ve denetim yeteneği kazandırıyor. Bu yönüyle, Körfez’in güvenliği açısından stratejik bir avantaj sunuyorlar.

Sonuç olarak, Abu Musa ve Tunb adaları üzerindeki bu egemenlik anlaşmazlığı, sadece iki ülke arasındaki bir sınır meselesi değil; aynı zamanda Körfez güvenliğini doğrudan etkileyen, düşük yoğunluklu ama kronikleşmiş bir jeopolitik gerilim alanı olarak dikkat çekiyor.

Hürmüz Boğazı'nın kontrolü kimde?

Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, hukuki, fiili ve stratejik olmak üzere üç ayrı düzlemde değerlendirilmelidir. Uluslararası hukuk açısından boğaz, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında uluslararası bir geçiş noktası olarak tanımlanmakta ve barışçıl geçiş serbestliği güvence altına alınmaktadır. Bu bağlamda hiçbir ülke boğaz üzerinde mutlak egemenliğe sahip değildir.

Ancak fiili durum, bu hukuki çerçevenin çok ötesindedir. Boğazın kuzey kıyılarını tamamen kontrol eden İran, bölgedeki askeri varlığı ve siyasi çıkışlarıyla boğaz üzerindeki fiili hakimiyetini sık sık pekiştirmektedir. İran’ın geçişleri tehdit edebilme kapasitesi, onun Hürmüz üzerindeki kontrolünü sadece coğrafi değil, aynı zamanda diplomatik bir güç unsuru haline getirmektedir. Güney kıyılarda yer alan Umman ise daha tarafsız bir aktör olarak öne çıkmakta, ancak askeri veya siyasi açıdan belirleyici bir rol oynamamaktadır.

Öte yandan ABD, Körfez’deki müttefiklerinin enerji güvenliğini sağlamak ve İran’ın etkinliğini sınırlamak amacıyla bölgede sürekli askeri varlık bulundurmaktadır. 5. Filo’ya bağlı deniz kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nda devriye gezmekte ve ticari geçişlerin güvenliğini sağlamaktadır. ABD’nin bu stratejik varlığı, boğazda yalnızca İran’ın değil, küresel aktörlerin de söz sahibi olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı'nın hukuki statüsü açık deniz olarak belirlenmiş olsa da, fiili kontrol büyük ölçüde İran’ın elindedir. Ancak bu kontrol, ABD’nin dengeleyici askeri gücüyle sınırlandırılmakta ve çok aktörlü bir güvenlik yapısı içerisinde şekillenmektedir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki konumu nedir?

ABD, Hürmüz Boğazı'nı yalnızca enerji güvenliği açısından değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki stratejik çıkarları bakımından kritik bir nokta olarak görmektedir. Soğuk Savaş’tan bu yana, özellikle 1980’lerdeki Tanker Savaşı döneminden itibaren ABD donanması bölgede sürekli varlık göstermektedir. 5. Filo’ya bağlı savaş gemileri, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi çevresinde konuşlanmış durumdadır.

ABD’nin bölgedeki varlığı, müttefik Körfez ülkelerinin petrol ihracat güvenliğini sağlama, İran’ın boğazdaki nüfuzunu dengeleme ve küresel enerji akışını garanti altına alma hedeflerine dayanmaktadır. Ayrıca ABD, bölgedeki devriye faaliyetleriyle İran’a karşı caydırıcılık stratejisi izlemektedir. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan her kriz, Washington’un enerji politikaları, askeri angajmanları ve diplomatik hamleleri açısından belirleyici rol oynar. Bu bağlamda ABD, Hürmüz Boğazı’nda yalnızca gözlemci değil, aynı zamanda etkin bir güç dengesi unsurudur.

Alternatif enerji koridorları Hürmüz Boğazı'nın yerini alabilir mi?

Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmak isteyen ülkeler, son yıllarda farklı enerji koridorları üzerinde çalışıyor. Ancak bugüne kadar hiçbir alternatif, Hürmüz’ün taşıdığı enerji hacmini tam anlamıyla karşılayabilmiş değil.

En bilinen örneklerden biri, Suudi Arabistan’ın doğu kıyısından Kızıldeniz’e uzanan East-West (Petroline) boru hattı. Bu hat, Hürmüz’ü baypas ederek petrolün batıya taşınmasını sağlıyor. Ancak kapasitesi sınırlı. Benzer şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Fuceyre limanına ulaşan boru hattı da bir başka alternatif olarak görülüyor. Irak’ın Kerkük-Ceyhan hattı ise Türkiye üzerinden Akdeniz’e açılıyor. Bu hatlar önemli olsa da, hacim olarak Hürmüz’ün günlük 20 milyon varile yaklaşan yükünü taşımaktan oldukça uzak.

Bunun dışında LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) terminalleri, deniz taşımacılığı yerine kara üzerinden doğalgaz akışı sağlamaya yönelik boru hattı projeleri de gündemde. İran’ın Pakistan ve Çin ile yürüttüğü doğalgaz hattı girişimleri bu kapsamda örnek gösterilebilir.

Ama işin özeti şu: Hürmüz Boğazı hâlâ alternatifsiz değil belki ama yerine tam geçecek bir yapı da yok. Alternatif koridorlar, şu an için sadece destekleyici yollar olarak görülüyor. Hem maliyet hem güvenlik açısından Hürmüz’ün sunduğu düzeyde bir istikrar, başka hiçbir güzergahta şimdilik yok.

Özellikle küresel krizlerde bu alternatif yolların önemi artabilir, evet. Ama Hürmüz Boğazı’nın tamamen devre dışı kalması, bugünkü şartlarda gerçekçi görünmüyor. Uzun vadede yatırımlar devam ederse tablo değişebilir. Ancak kısa vadede Hürmüz’ün yerini alabilecek bir rota bulunmuyor.

Kaynak: Hürmüz Boğazı ile ilgili Jeopolitik Riskler (2012), İran'ın Basra Körfezi’ni Bloke İhtimali ve Hürmüz Boğazı’ndan Geçişlerin Uluslararası Hukuk Açısından Analizi (2014)
Etiket:ABD, İran
28 Şubat 2026 17:36Koray Söğüt
Yorumlar yükleniyor...