Hakan Fidan: İran’ın Körfez’i hedef alması inanılmaz derecede yanlış bir strateji
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran-İsrail çatışmasının bölgeye yayılma riskine dikkat çekti; Körfez’in hedef alınmasının küresel sonuçları olacağını söyledi.
-1772609789516-9124.webp)
- “İran kendini köşeye sıkışmış hissederse refleksi sert olabilir”
- Savaşın iki olası hedefi: Askeri kapasite mi, rejim değişikliği mi?
- “İsrail’i durdurabilecek aktör ABD”
- Erdoğan’ın üçlü zirve önerisi ve ertelenen savaş
- Türkiye’de güvenlik toplantıları ve senaryo çalışmaları
- Enerji piyasaları, göç riski ve dezenformasyon uyarısı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber’de katıldığı canlı yayında İran ile başlayan savaşın yalnızca iki aktör arasında cereyan eden sınırlı bir çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini, etkileri itibarıyla tüm bölgeyi içine çeken geniş çaplı bir güvenlik krizine dönüştüğünü ifade etti. Son 20 yıl içinde Orta Doğu coğrafyasında çok sayıda savaş, işgal ve iç çatışma yaşandığını hatırlatan Fidan, bölge halklarının ağır bedeller ödediğini, mevcut gerilimin de benzer bir yıkım zincirini tetikleyebileceğini söyledi.
Fidan, çatışmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurduğunu; özellikle enerji güvenliği ve küresel ticaret hatları açısından ciddi riskler barındırdığını belirtti. Bu nedenle gelişmelerin sadece bölge ülkeleri için değil, Avrupa başta olmak üzere küresel ekonomi için de yakından takip edildiğini vurguladı.
“İran kendini köşeye sıkışmış hissederse refleksi sert olabilir”
İran’ın varoluşsal bir tehdit algılaması durumunda daha geniş çaplı ve yıkıcı adımlar atabileceğine işaret eden Fidan, Tahran yönetiminin böyle bir senaryoda “Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm” anlayışıyla hareket edebileceğini dile getirdi. Özellikle Körfez ülkelerindeki enerji üretim ve ihracat altyapısının hedef alınmasının, yalnızca askeri bir hamle olmayacağını; petrol ve doğalgaz arzını sekteye uğratarak küresel piyasaları altüst edebileceğini kaydetti.
-1772609789514-1171.webp)
Bu yaklaşımı “inanılmaz derecede yanlış bir strateji” olarak tanımlayan Fidan, böyle bir adımın savaşın coğrafi sınırlarını genişleteceğini, yeni aktörleri çatışmanın içine çekebileceğini ve krizi daha da derinleştirebileceğini söyledi.
Savaşın iki olası hedefi: Askeri kapasite mi, rejim değişikliği mi?
Fidan, mevcut askeri sürecin arkasında iki temel hedefin bulunduğuna dair değerlendirmeler yapıldığını belirtti. Bunlardan birincisinin İran’ın askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması ya da ciddi ölçüde zayıflatılması olduğunu ifade eden Fidan, ikinci ihtimalin ise rejim değişikliği senaryosu olduğunu söyledi.
Bu iki seçeneğin kapsamı, süresi ve doğuracağı sonuçların birbirinden tamamen farklı olacağına dikkat çeken Fidan, özellikle rejim değişikliğine yönelik bir girişimin çok daha uzun soluklu ve istikrarsızlaştırıcı etkiler yaratabileceğini vurguladı. “Umalım ki Amerikalılar birinci hedefte sabit kalır.” diyen Fidan, sürecin kontrolden çıkmaması gerektiğini dile getirdi.
“İsrail’i durdurabilecek aktör ABD”
Bakan Fidan, çatışmanın seyrinde ABD’nin belirleyici rol oynadığını belirterek, İsrail’i durdurabilecek yegâne gücün Washington yönetimi olduğunu ifade etti. Bu çerçevede ABD’ye bazı hususların açık ve net şekilde anlatılması gerektiğini söyleyen Fidan, diplomatik kanalların sonuna kadar zorlanmasının önemine işaret etti.

Türkiye’nin bu süreçte hem Körfez ülkeleriyle hem de Avrupa devletleriyle yoğun temas yürüttüğünü aktaran Fidan, bölgesel ve uluslararası düzeyde istişare mekanizmalarının aktif tutulduğunu kaydetti.
Erdoğan’ın üçlü zirve önerisi ve ertelenen savaş
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Ocak’ta ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede dikkat çekici bir öneri sunduğunu açıkladı. Buna göre Erdoğan, “Siz, biz ve (İran Cumhurbaşkanı) Pezeşkiyan bir araya gelelim.” teklifini iletti.
Bu önerinin İran tarafından kabul edilmesi halinde sürecin seyrini değiştirebilecek, hatta çatışmayı önleyebilecek nitelikte olabileceğini belirten Fidan, savaşın bir süre ertelendiğini ancak taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle 28 Şubat’ta çatışmaların başladığını ifade etti.
Türkiye’de güvenlik toplantıları ve senaryo çalışmaları
Türkiye’nin olası tüm gelişmelere karşı hazırlıklı olduğunu vurgulayan Fidan, Milli Savunma Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın da katılımıyla düzenli güvenlik toplantıları gerçekleştirildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelişmeler hakkında sürekli ve ayrıntılı biçimde bilgilendirildiğini aktaran Fidan, devlet kurumlarının eşgüdüm içinde çalıştığını belirtti.
-1772609789515-9637.webp)
Bu toplantılarda askeri, siyasi, ekonomik ve insani boyutların ayrı ayrı ele alındığını; farklı senaryolar üzerinden risk analizleri yapıldığını ifade eden Fidan, kriz yönetiminin çok boyutlu bir yaklaşımla sürdürüldüğünü kaydetti.
Enerji piyasaları, göç riski ve dezenformasyon uyarısı
Fidan, enerji fiyatlarındaki dalgalanmanın özellikle Avrupa’da enflasyon ve arz güvenliği baskısını artırabileceğine dikkat çekti. Körfez’deki enerji altyapısının hedef alınmasının savaşın cephesini genişleteceğini ve küresel ekonomide zincirleme etki yaratacağını belirtti.
İran sınırındaki güvenlik tedbirlerinin artırıldığını söyleyen Fidan, olası bir göç dalgasına karşı hazırlıkların yapıldığını kaydetti. Ayrıca kriz dönemlerinde artış gösteren dezenformasyon faaliyetlerinin de yakından takip edildiğini, ilgili kurumların koordinasyon içinde bu tür girişimlere karşı çalıştığını ifade etti.
Fidan, Türkiye’nin temel önceliğinin savaşın bir an önce durdurulması olduğunu vurgulayarak, hem ulusal güvenliği korumaya hem de bölgesel istikrar için yapıcı ve aktif diplomasi yürütmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Yükleniyor...














