Tabya Dijital
Envanter
Blog
Arap alevileri olarak bilinen Nusayriler kimdir?
Arap alevileri olarak bilinen Nusayriler kimdir?

Arap alevileri olarak bilinen Nusayriler kimdir?

Nusayrilik nedir, inanç yapısı nasıldır? Suriye ve Türkiye’de yaşayan Arap Alevilerinin tarihi, dini kimliği ve sosyo-politik etkileri.

Blog25 Kasım 2025 14:32İrem Pelin Dinç Söğüt
Arap alevileri olarak bilinen Nusayriler kimdir?

Orta Doğu’nun dini ve etnik çeşitliliği içinde özel bir yere sahip olan Nusayriler, tarih boyunca hem inanç yapıları hem de yaşadıkları coğrafyanın stratejik önemi nedeniyle dikkat çeken bir topluluk olmuştur. Bugün Suriye’nin Lazkiye kıyılarından Lübnan’ın kuzeyine, Hatay’dan Adana ve Mersin’e uzanan geniş bir sahada varlık gösteren Nusayriler, hem bölgenin modern siyasi dengelerinde hem de kültürel dokusunda önemli bir iz bırakmaktadır. Buna rağmen geçmişleri, kökenleri ve inançları uzun yıllar boyunca çoğu zaman yanlış anlaşılmış ya da eksik aktarılmıştır.

Bu yazı, Nusayrilere dair hem tarihsel hem sosyolojik çerçeveyi, sana verdiğin tüm kaynaklara sadık kalarak, abartmadan ve boğmadan ama güçlü bir ayrıntı seviyesiyle ele alır.

Nusayriler nerelerde yaşar ve bu coğrafyaya nasıl yerleşti?

Bu yerleşimin başlangıcı hakkında farklı teoriler vardır:

  • Eti Türkü tezi (geçerli değildir)
  • Mısır–İbrahim Paşa tezi (kısmen mümkündür)
  • Lazkiye–Nusayri Dağları’ndan Çukurova’ya göç (en güçlü tez)

Nusayrilerin bugün en yoğun yaşadığı bölge, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Lazkiye ve çevresidir. Bu sahil hattı tarih boyunca Nusayriliğin düşünsel ve toplumsal merkezi olmuş; Lazkiye-Nusayri Dağları hattı fırkanın sosyolojik belleğini şekillendirmiştir. Bu nüfusun bir bölümü tarihsel süreç içinde Lübnan’ın kuzeyine ve Türkiye’nin güneyine doğru yayılmıştır. Türkiye’de özellikle Hatay, Adana ve Mersin’de yoğunlaşan Arap Alevileri, kültürel ve dilsel bağları itibarıyla doğrudan Lazkiye kıyı hattına uzanan bir çizgi taşır.

Bu yerleşimin başlangıcı hakkında kesin bir veri olmamakla birlikte, tarihçiler arasında öne çıkan birkaç görüş vardır. Bunların ilki, 1930’lu yıllarda bir dönem popüler hâle gelen "Eti Türkü" teziydi. Ancak hem akademik araştırmalar hem de bölge tarihi üzerine yapılan yeni çalışmalar bu görüşü artık geçerliliğini yitirmiş bir kurgu olarak değerlendirmektedir.

Bir diğer görüş, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın 1832–1840 yılları arasındaki Çukurova hakimiyeti döneminde bölgeye Nusayri topluluklar getirildiği fikridir. Osmanlı vergi kayıtları, 18. ve 19. yüzyıl gezginlerinin notları ve Mersin–Adana hattındaki nüfus artışı bu tezle ilişkilendirilmiştir. Ancak bu göçün kapsamı muğlaktır; bölgeye gelen topluluklar varsa bile bunların sayıca az olduğu düşünülmektedir.

Bugün hem Türkiye’deki Arap Alevileri arasında hem de akademik literatürde ağırlık kazanan tez ise göçün ana yönünün Lazkiye ve Nusayri Dağları’ndan Çukurova’ya olduğu gerçeğidir. Bunun nedenleri arasında 1822 Lazkiye depremi, ekonomik sıkışma, Osmanlı’nın zaman zaman uyguladığı ağır vergiler, aşiret içi çekişmeler ve Çukurova’nın tarımsal fırsatlar sunması yer alır. Bu görüşün bir başka önemli kanıtı da, Türkiye’deki Arap Alevilerinin konuştuğu Arapça şivesinin Lazkiye kıyı bölgesiyle neredeyse birebir aynı olmasıdır. Ayrıca Çukurova’daki "ziyaret" kültürü Suriye’deki ziyaretlerle paralellik taşır.

Dolayısıyla bugünkü tabloya bakıldığında, Arap Alevilerinin büyük çoğunluğunun kökeni Suriye’nin sahil kesimine dayanır. Mısır’dan gelip yerleşen topluluklar olsa bile, bunların azınlıkta olduğunu söylemek daha doğru olur.

Nusayriliğin ortaya çıkışı ve erken tarihi

Nusayrilik, 9. yüzyılda Irak’ın Basra çevresinde ortaya çıkmış Şii-Batıni bir inanç topluluğudur. Mezhebin kurucusu kabul edilen Muhammed b. Nusayr en-Nümeyrî, klasik mezhep literatüründe imamları ilahlaştıran aşırı Şii hareketler arasında anılır. Nusayrilik, ortaya çıktığı dönemde hem erken dönem Şii düşüncesinden hem de o yıllarda Arapçaya çevrilen antik fikir akımlarından etkilenerek eklektik bir teolojik yapı geliştirmiştir.

Muhammed b. Nusayr’dan sonra mezhebin liderliği sırasıyla Muhammed b. Cündeb, ardından Ebu Muhammed Abdullah el-Cünbülânî ve Hüseyin b. Hamdan el-Hasîbî tarafından devam ettirilmiştir. El-Cünbülânî, Nusayriliğe tasavvufi bir derinlik kazandırırken; el-Hasîbî, mezhebin kurumsal çerçevesini güçlendiren figür olmuştur. El-Hasîbî’nin ölümünün ardından doktrinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayan Muhammed b. Ali el-Cillî ve Ebu Saîd Meymun et-Taberânî, mezhebin merkezini Halep’ten Lazkiye’ye taşımış, böylece Nusayrilik Suriye sahilinde kalıcı bir toplumsal karşılık bulmuştur.

Nusayriliğin inanç yapısı

İnanç sisteminin merkezinde üçlü bir yapı bulunur:

  • Ma’nâ: Tanrı’nın Ali’de tecellisi
  • İsim: Hz. Muhammed’in bâtıni karşılığı
  • Bâb: Selman-ı Farisi’nin temsil ettiği kapı/hakikate erişim yolu

Nusayrilik tamamen batıni bir yorumlar sistemi üzerine kuruludur. Bu yapının merkezinde Hz. Ali’nin ilahlaştırılması bulunur. Teolojik anlatıda Tanrı’nın Ali’de tecelli ettiği, Hz. Muhammed’in Ali’nin nurundan yaratılan "İsim", Selman-ı Farisi’nin ise Tanrısal hakikat ile insan arasındaki bağı temsil eden "Bâb" olduğu kabul edilir. Bu üçleme, Nusayriliğin tevhid anlayışını klasik İslam yorumlarından bütünüyle farklı bir noktaya taşır.

Nusayrilikte ruhun ölümden sonra başka bedenlerde yeniden doğduğuna inanılır. Bu nedenle tenasüh mezhebin en belirgin akidelerinden biridir. İyi yaşam sürenlerin ruhu yıldızlar âlemine yükselir; inkârcıların ruhu hayvan bedenlerine dönerek cezalandırılır.

İbadet pratikleri ise tamamen gizlidir. Namaz bilinen formundan farklı olarak gizlice, abdest ve kıble gibi şartlara bağlı olmadan eda edilir. Ramazan ve Kurban Bayramı yanında Gadir-i Hum, Mihrican ve Nevruz gibi özel günler de kutsal kabul edilir.

Kadınlar mezhebin hiyerarşisinde yer almaz; bu durum tarihsel olarak Nusayriliğin kapalı ve ataerkil yapısının bir yansımasıdır.

Orta Çağ’dan Osmanlı’ya: baskılar ve sığınak

Nusayriliğin batıni yapısı, tarih boyunca pek çok siyasi otorite tarafından tehdit olarak algılanmış ve topluluk sık sık baskılara maruz kalmıştır. Haçlı seferleri, İsmaili yayılmaları ve Moğol saldırıları Nusayrilerin yaşadığı bölgelerde ağır izler bırakmıştır. Memlük döneminde Sultan Baybars ve Sultan Kalavun, Nusayrileri Sünnileştirme girişimlerinde bulunmuş; bu dönemde bölgede camiler inşa ettirilmiş ancak halk tarafından kullanılmamıştır.

Bu baskıların en bilineni ise 14. yüzyılda Hanbeli alim İbn Teymiyye’nin verdiği fetvalardır. İbn Teymiyye, Nusayrileri İslam dairesi dışında görmüş ve toplumsal temasın kesilmesini savunmuştur. Bu fetvalar, kimi bölgelerde ölüm ve sürgünlere varan sonuçlara yol açmıştır.

1516 Mercidabık Savaşı’yla Osmanlı hâkimiyetine giren Nusayriler uzun süre Halep eyaletine bağlı yarı-otonom bir düzen içinde yaşadı. 19. yüzyılda II. Abdülhamid dönemiyle birlikte zorunlu askerlik, cami ve okul inşası gibi politikalarla topluluğun Sünnileştirilmesine yönelik girişimler görülse de bunlar sınırlı sonuçlar vermiştir.

Fransız mandası ve otonom Alevi devleti

I. Dünya Savaşı’nın ardından bölgenin Fransız kontrolüne geçmesi, Nusayriler için tarihte önemli bir kırılma noktasıdır. 1920 sonrasında Suriye farklı özerk yönetim bölgelerine ayrılmış ve Lazkiye çevresi Alevi Özerk Bölgesi olarak tanımlanmıştır. 1922’de bu yapı hukuken bağımsız bir "Alevi Devleti"ne dönüştürülmüş, Nusayriler ilk kez kendi hukukî kurumlarına sahip olmuştur.

Fransızlara yakın duran Nusayri liderler, Sünni Arap milliyetçiliğinin yükseldiği dönemde Fransız yönetimine askerî destek sağlamıştır. Ancak 1936’da Fransa’nın Lazkiye’yi yeniden Suriye’ye bağlama kararı mezhebi iç dengeleri sarsmış; 1939’da Süleyman el-Mürşid önderliğinde ayrılıkçı bir isyan patlak vermiştir. Bu isyan bastırılsa da, Nusayrilerin siyasi kimlik arayışı bu dönemde belirginleşmiştir.

Modern Suriye’de Nusayri etkisi: Baas’tan Esed rejimine

Modern dönemde Nusayrilerin yükselişi birkaç kritik aşamada şekillendi:

  • 1946 sonrası: Azınlıkların yoğun şekilde orduya yönelmesi
  • 1949–1963: Darbeler sonucu Sünni subayların tasfiyesi
  • 1963: Baas’ın iktidara gelişi ve kadroların Nusayriler lehine şekillenmesi
  • 1966: Salah Cedid–Hafız Esed döneminin başlaması
  • 1970: Hafız Esed’in kansız darbesi ve rejimin kurumsallaşması

Bağımsızlık sonrası Suriye’de, ordu azınlık grupların yükseliş alanı oldu. 1946–1963 yılları arasında ordunun alt kademelerinde çok sayıda Nüsayri subay bulunuyordu. Bu durum, ardı ardına gelen darbelerle birlikte mezhebin siyasal yükselişinin önünü açtı. 1963’te Baas Partisi iktidarı ele geçirdiğinde ordudaki kilit görevlere Baas yanlısı Nusayri subaylar getirildi.

1966 darbesi Salah Cedid ve Hafız Esed’i öne çıkardı. 1970’te Hafız Esed’in gerçekleştirdiği kansız darbe, modern Suriye tarihinde bir dönüm noktasıdır. Esed rejimi, siyasi yapıyı sıkı biçimde merkezileştirirken; Nusayriler devletin askerî, istihbarî ve idarî yapısında kritik konumlara yerleşti.

Hafız Esed’in 2000’de ölümünün ardından yerine geçen Beşar Esed döneminde de bu yapı devam etti. 2011 sonrası iç savaş süreci, Nusayrilerin rejime olan bağlılığını daha görünür kıldı ve mezhep kimliği siyasi güvenliğin önemli bir unsuru hâline geldi. Rejim, 8 Aralık 2024’e kadar kesintisiz biçimde varlığını sürdürdü.

Kapalı bir inanç, açık bir siyasi etki

Nusayrilik, batıni karakteri ve kapalı yapısı nedeniyle dışarıdan anlaşılması güç bir inanç olarak varlığını yüzyıllardır sürdürmektedir. Ancak topluluğun Suriye’de özellikle 20. yüzyıl sonrasında elde ettiği siyasi ve askerî güç, Nusayrileri bölgenin modern tarihinde kilit bir aktör hâline getirmiştir.

Türkiye’deki Arap Alevileri ise kimliklerini büyük ölçüde kültürel süreklilik üzerinden taşımakta; dilleri, ziyaret kültürleri ve toplumsal gelenekleri itibarıyla Lazkiye hattıyla güçlü bağlar korumaktadır.

Bugün hem Suriye’de hem Türkiye’de yaşayan Nusayriler için en belirgin ortaklık, tarihin büyük kısmında maruz kaldıkları baskıya karşı geliştirdikleri kapalı toplumsal yapı ve güçlü iç dayanışmadır. Buna rağmen, yaşadıkları coğrafyanın siyasal kırılma noktaları söz konusuyken, topluluğun bölgedeki etkisi hem geçmişte hem günümüzde göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.

Kaynak: "Başlangıcından Günümüze Arap Alevîliği-Nusayrîlik" (2016), "Suriye’de Nusayriliği (نصيريّة) Yakından Tanımak"
Etiket:Suriye
25 Kasım 2025 14:32İrem Pelin Dinç Söğüt
Yorumlar yükleniyor...