Tabya Dijital
Envanter
Dünyadan
Amerika neden İsrail'i destekliyor?
Amerika neden İsrail'i destekliyor?

Amerika neden İsrail'i destekliyor?

Amerika neden İsrail'i destekliyor? Tarihsel, stratejik, politik ve ekonomik nedenlerle şekillenen ABD-İsrail ilişkilerini keşfedin.

Amerika neden İsrail'i destekliyor?

Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’e verdiği destek, sıradan bir diplomatik ittifaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Peki neden? Neden dünyanın en güçlü devleti, tartışmalı askeri operasyonlar, sivil kayıplar ve uluslararası hukuk ihlalleriyle gündeme gelen bir ülkeye böylesine sarsılmaz bir destek sunuyor? Bu soru sadece dış politika analistlerini değil, kamuoyunu, akademiyi ve medyayı da yakından ilgilendiriyor. Tarihten dini inançlara, lobilerden savunma sanayisine uzanan bu karmaşık ilişkinin kodlarını anlamak, Ortadoğu’yu ve küresel siyaseti anlamak demek.

ABD-İsrail ilişkisinin tarihsel arka planı

ABD’nin İsrail’e verdiği destek yalnızca stratejik çıkarlarla değil, aynı zamanda tarihsel, dini ve kültürel bağlarla da şekillenmiştir. Hristiyan Siyonizmi, Yahudi Siyonizminden daha eski ve köklü bir akım olarak İngiltere'den ABD'ye taşınmış; özellikle Woodrow Wilson, Harry Truman gibi liderler döneminde etkili olmuştur. 1917 Balfour Deklarasyonu'ndan 1948'de İsrail'in kuruluşuna uzanan süreçte bu zihniyet yapısal bir destek sağlamıştır.

Chomsky’e göre, bu kültürel arka plan aynı zamanda Anglosfer’in yerleşimci sömürgecilik anlayışıyla da örtüşmektedir. ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerdeki tarihsel tecrübeler, İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarıyla benzeşmekte; bu da İsrail’i yalnızca stratejik değil, kültürel bir müttefik konumuna getirmektedir.

Soğuk Savaş’ta Sovyet yayılmacılığına karşı İsrail’in askeri kapasitesi önemli görülmüş; 1967 Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail’in bölgesel gücü perçinlenmiştir. Günümüz itibarıyla bu tarihsel bağ, jeopolitik gerçeklikle birleşmiş; İsrail, ABD için hem dini, hem stratejik, hem de teknolojik bir ortak haline gelmiştir.

Balfour Deklarasyonu (1917)

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un, Siyonist lider Lord Rothschild’e gönderdiği bir mektupla ilan edilmiştir. Bu deklarasyon, Britanya hükümetinin, Osmanlı yönetimi altındaki Filistin’de bir “Yahudi ulusal yurdu” kurulmasını desteklediğini duyurur. Metin, şu cümleyle öne çıkar:

“Majestelerinin hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına olumlu bakmaktadır.”

Bu belge, hem Siyonist hareketin meşruiyet kazanmasında hem de sonrasında İsrail’in kurulmasına giden sürecin hızlanmasında kritik rol oynamıştır. Aynı zamanda Arap dünyasında büyük tepki yaratmış, Filistin sorununu uluslararası siyasetin merkezine yerleştirmiştir.

1967 Altı Gün Savaşı nedir ?

Bu savaş 5–10 Haziran 1967 tarihleri arasında İsrail ile Mısır, Ürdün ve Suriye arasında gerçekleşen kısa fakat çok etkili bir savaştır. İsrail’in ezici bir zafer kazandığı bu savaşın sonucunda şu önemli gelişmeler yaşanmıştır:

  • İsrail, Sina Yarımadası’nı (Mısır’dan), Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü (Ürdün’den), Golan Tepeleri’ni (Suriye’den) ve Gazze Şeridi’ni işgal etti.
  • İsrail’in toprakları yaklaşık üç kat genişledi.
  • Arap orduları ciddi askeri kayıplar verdi.
  • Savaş sonrası Arap dünyasında büyük bir siyasi travma yaşandı; özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Nasır’ın itibarı büyük darbe aldı.

ABD ve İsrail arasında nasıl bir stratejik ortaklık var?

İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, yalnızca askeri yardım düzeyinde kalmamakta; ortak istihbarat paylaşımı, askeri tatbikatlar, ileri teknoloji testleri ve kriz yönetimi sistemlerini kapsamaktadır. Gazze'de yaşanan çatışmalar, bu iş birliğinin derinliğini tekrar ortaya koymuştur.

2023’te başlayan savaş sonrası, İsrail’e doğrudan ABD depolarından mühimmat sağlanmış; Pentagon acil yetkiler kullanarak Mart 2024’te 2,5 milyar dolarlık sevkiyatı onaylamıştır. Ağustos 2024’te onaylanan 20 milyar dolarlık F-15 savaş uçağı ve savunma sistemleri paketi, bu ilişkiyi adeta mühürlemiştir.

2025 başında Trump’ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, Şubat 2025’te 2,5 milyar dolarlık yeni yardım paketi ve Mart ayında 4 milyar dolarlık sevkiyat eklenmiştir. ABD'nin İsrail’de konuşlandırdığı mühimmat depoları da doğrudan kullanıma açılmıştır.

Lobi faaliyetleri ABD politikasını nasıl etkiliyor?

AIPAC, ADL gibi örgütler yalnızca yasa yapıcıları değil, medya ve kamuoyunu da yönlendirmektedir. 2024 ve 2025 seçim döngülerinde AIPAC destekli kampanyalar Kongre’ye giren onlarca temsilciyi etkilemiştir. İsrail yanlısı söylem, her iki parti içinde güçlü biçimde varlığını sürdürmektedir.

Chomsky’e göre, bu lobilerin gücü sadece para gücüyle sınırlı değildir; aynı zamanda "anti-Semitizm" suçlamasını stratejik biçimde kullanarak eleştirileri bastırmakta, akademiyi ve düşünce kuruluşlarını yönlendirmektedir. 2025’te Columbia Üniversitesi’nde Filistin yanlısı öğrenci gruplarına yönelik sansür uygulamaları bu durumu gözler önüne sermiştir.

Evangelist grupların etkisi ise artarak sürmektedir. Pew verilerine göre 2025 itibarıyla Evangelistlerin %79’u İsrail’e desteği ilahi bir görev olarak tanımlamaktadır. Bu durum, seçim sonuçları ve politik yönelimlerde doğrudan etki yaratmaktadır.

İsrail Bağımsızlık Bildirgesi
İsrail Bağımsızlık Bildirgesi

ABD, İsrail’e ne tür askerî ve ekonomik yardımlar sağlıyor?

2024–2025 döneminde ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri ve ekonomik yardımlar tarihsel zirveye ulaşmıştır. Yardım detayları şöyledir:

TarihMiktar / İçerik
Ekim 2023–Eylül 202422,8 milyar $ güvenlik desteği
Mart 20242,5 milyar $ acil mühimmat
Ağustos 202420 milyar $ F-15 ve savunma paketi
Ocak 20258 milyar $ silah satışı bildirimi
Şubat 20252,5 milyar $ acil yardım (Trump yönetimi)
Mart 20254 milyar $’lık ek sevkiyat

Bu yardımlar yalnızca silah ve mühimmat değil; istihbarat sistemleri, hava savunma teknolojileri, radar sistemleri, insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri de kapsamaktadır. Iron Dome, Arrow-4 gibi sistemlerin finansmanı bu çerçevede sağlanmaktadır.

Ortak teknoloji ve savunma projeleri

2025 itibarıyla ABD ile İsrail arasındaki teknoloji iş birlikleri; yapay zekâ, siber savunma, biyoteknoloji ve kuantum hesaplama gibi alanlara da yayılmıştır. ABD Savunma Bakanlığı'nın Rafael ve Elbit Systems ile başlattığı “otonom dronlar” projesi, hem ABD ordusunun sahadaki ihtiyaçlarına yanıt vermekte hem de İsrail’e AR-GE altyapısı kazandırmaktadır.

ABD-İsrail siber güvenlik merkezleri 2024’te aktif hale gelmiş; bu merkezler ortak veri analizi ve siber saldırı simülasyonları yürütmektedir. Ayrıca 2025 itibarıyla 5 farklı yapay zekâ destekli savunma yazılımı, ortak Ar-Ge ile geliştirilmiştir.

ABD, İsrail’i uluslararası alanda nasıl koruyor?

ABD, 2024 ve 2025’te İsrail’i özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde korumaya devam etmiştir. 2024’te 4, 2025’in ilk çeyreğinde ise 2 karar ABD tarafından veto edilmiştir. Biden ve ardından Trump yönetimi, Gazze saldırılarına dair ICC’nin başlattığı ön soruşturmayı tanımadıklarını duyurmuştur.

Bu süreçte ABD dışişleri, ICC’nin yetkisinin tanınmaması gerektiğini açıklarken; Trump yönetimi, ICC'yi “siyasi araç” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca ABD'nin medya üzerindeki etkisi de bu süreçte belirgin biçimde hissedilmiştir. Ulusal medya organları, ICC'nin İsrail hakkında yürüttüğü savaş suçları soruşturmasını sıklıkla taraflı ve siyasi olarak çerçevelemiş; kamuoyunda ICC'nin güvenilirliğini sorgulayan içeriklerin yaygınlaşmasına neden olmuştur. İsrail yanlısı medya stratejileri, soruşturmanın meşruiyetine gölge düşürmekte; uluslararası hukukun siyasal amaçlarla kullanıldığı algısını beslemektedir. Bu süreçte İsrail yanlısı düşünce kuruluşları, etkili yorumcular ve sosyal medya ağları üzerinden organize bir algı yönetimi yürütülmüş; ABD kamuoyunun büyük bölümü ICC soruşturmasına şüpheyle yaklaşmıştır. Kongre’de ise 2025 itibarıyla İsrail'e yönelik yaptırımları önleyen 12 ayrı yasa tasarısı oylamaya dahi açılmadan bloke edilmiştir.

Biden döneminde İsrail ile ilişkiler nasıldı?

Joe Biden yönetimi (2021–2024), ABD’nin İsrail’e verdiği desteği sürdürmekle birlikte, önceki yönetimlere kıyasla daha temkinli ve diplomatik bir yaklaşım benimsedi. Biden, kamuoyunda Gazze’deki sivil kayıplara yönelik tepkilere rağmen, “İsrail’in kendini savunma hakkı” söylemini sürdürdü. Ancak, Netanyahu hükümetinin yargı reformları ve aşırı sağ koalisyon ortakları ile izlediği sert politikalar, Washington'da zaman zaman rahatsızlık yarattı.

Biden yönetimi döneminde, özellikle 2023 Gazze savaşı sırasında ABD’nin İsrail’e sağladığı mühimmat desteği dikkat çekti. Mart 2024’te Pentagon’un acil onayla gerçekleştirdiği mühimmat sevkiyatı, hem Kongre’de hem de kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Biden, bu eleştirilere karşı, İsrail’e verilen desteğin “demokratik müttefiklere sadakat” çerçevesinde değerlendirildiğini savundu.

Buna rağmen Biden, Netanyahu ile ilişkilerde belirli mesafe koymaya çalıştı. İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikaları ve sivillere yönelik operasyonları, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından zaman zaman “endişe verici” olarak tanımlandı. Ancak bu eleştiriler pratikte politika değişikliğine yol açmadı. Biden’ın diplomatik denge siyaseti, bir yandan İsrail’i desteklerken diğer yandan iç kamuoyundaki artan tepkileri yumuşatma çabası olarak değerlendirildi.

Ekonomik ve teknolojik iş birliği

İsrail, 2024’te dünya genelinde 52 milyar dolarlık teknoloji ihracatı gerçekleştirmiş; bu ihracatın %60’ı ABD bağlantılı yatırımlardan oluşmuştur. 2025’te Google, Microsoft ve Amazon gibi devlerin veri merkezi yatırımları artmış; özellikle Tel Aviv ve Hayfa, teknoloji inovasyon üslerine dönüşmüştür.

Tarım teknolojileri, su arıtma sistemleri, enerji depolama ve uzay teknolojileri gibi alanlarda da ortak projeler sürmektedir. 2025 için açıklanan 17 yeni ortak Ar-Ge projesi, iki ülke arasındaki ekonomik entegrasyonu ileri düzeye taşımıştır.

Bu ilişkilere yönelik eleştiriler var mı?

2025’te ABD kamuoyunda İsrail’e verilen desteğe yönelik eleştiriler hızla artmaktadır. Pew ve Gallup anketlerine göre, 18–34 yaş aralığındaki Amerikalıların yalnızca %16’sı İsrail’e yapılan askeri yardımı desteklemektedir. Bu oran 65 yaş üstünde %56’dır. Parti tabanında da ayrışma göze çarpmaktadır: Demokrat seçmenler arasında destek düşerken, Cumhuriyetçi tabanda hâlâ güçlüdür.

Temsilciler Meclisi’nde 2025 yılı itibarıyla iki silah sevkiyatı tasarısı Demokrat vekiller tarafından bloke edilmeye çalışılmış, ancak çoğunluk desteğiyle reddedilmiştir. Columbia, Harvard ve Berkeley gibi üniversitelerde öğrenci hareketleri büyümüş; İsrail’e yönelik eleştiriler daha örgütlü bir zemine taşınmıştır.

Chomsky’ye göre, bu eleştirilerin bastırılması süreci, yalnızca devlet politikası değil, akademik ve medya düzeyinde de entelektüel iklimi şekillendirmekte; ABD’nin özgür tartışma geleneği ciddi bir baskı altına girmektedir.

Karşılıklı çıkar ilişkisi nasıl işliyor?

ABD’nin İsrail’e verdiği destek tek yönlü bir hibe ilişkisi değildir. İsrail, ABD’ye askeri teknoloji geliştirme, istihbarat paylaşımı ve sahada test edilmiş sistemler sağlama konusunda önemli katkılar sunar. Özellikle Gazze operasyonları, ABD için kent savaşı, füze savunması ve otonom sistemler açısından kritik bir test ortamı işlevi görmektedir.

İsrail ayrıca ABD’ye kendi geliştirdiği yüksek teknolojili dron, radar ve gözetleme sistemlerini ihraç etmektedir. Örnek vermek gerekirse, SkySpotter sistemi, şehir içi tehdit tespiti ve hava sahası kontrolü için ABD tarafından test edilmiştir. ELTA'nın EL/M-2084 radar sistemleri, çok fonksiyonlu izleme kabiliyetiyle ABD’nin füze savunma programlarında entegrasyon aşamasına geçmiştir. Rafael Advanced Defense Systems tarafından geliştirilen elektro-optik gözetim sistemleri ise, sahadaki askeri birliklerin güvenliği için ileri düzey durumsal farkındalık sağlamaktadır.

Bu sistemler yalnızca satın alınmakla kalmamakta; ABD Savunma Bakanlığı tarafından hem Ortadoğu operasyonlarında hem de sınır güvenliğinde aktif olarak entegre edilmektedir. Böylece İsrail, sadece bir alıcı değil, ABD savunma mimarisine katkı sunan bir teknoloji sağlayıcısı rolü de üstlenmektedir.

ABD, İsrail dışında hangi alternatifleri değerlendiriyor?

2023 ve 2024’te Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi ülkelerle geliştirilen "İbrahim Anlaşmaları" çerçevesinde, ABD’nin bölgedeki alternatif ittifak arayışları gündeme gelmiştir. Ancak bu ülkelerin İsrail’in yerini stratejik anlamda doldurması mümkün görülmemektedir.

ABD, İsrail’in bölgedeki askeri kabiliyetleri, Ar-Ge kapasitesi ve Batı bloğuyla uyumu sayesinde hâlâ en öncelikli ortak olarak görülmektedir. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları, mevcut iş birliğine ek olarak görülmekte; bir ikame aracı olarak değil.

ABD'nin Gazze'deki çatışmalara yaklaşımı nasıl şekilleniyor?

2023 sonu itibarıyla başlayan Gazze merkezli çatışmalarda ABD’nin tutumu, hem diplomatik hem askeri düzeyde İsrail yanlısı pozisyonunu koruduğunu göstermektedir. Biden yönetimi döneminde Gazze’de yaşanan sivil kayıplara rağmen “İsrail’in kendini savunma hakkı” vurgusu öne çıkarken, askeri yardımların kesilmesine yönelik çağrılar karşılık bulmamıştır.

Chomsky’e göre, bu tutum yalnızca siyasi bir destek değil; ABD’nin çıkarlarına uygun bir stratejik yönelimin ürünüdür. Gazze’deki saldırılar sırasında ABD, İsrail'e acil mühimmat sevkiyatları yapmış ve kamuoyundaki tepkilere rağmen destek politikasında geri adım atmamıştır.

Trump’ın 2025 başında iktidara gelmesiyle birlikte ise bu destek daha açık ve koşulsuz bir hal almıştır. Şubat 2025’teki yardım paketinin açıklanmasıyla birlikte ABD, BM’de İsrail aleyhindeki kararları veto etmeye devam etmiş; ICC’nin savaş suçları soruşturmalarına karşı da yaptırım tehditleri savurmuştur.

Kamuoyu nezdinde ise özellikle genç seçmen grupları ve ilerici siyasetçiler arasında tepkiler artmış; ABD’nin Gazze’deki yıkıma katkı sunduğu yönünde sert eleştiriler gündeme gelmiştir. Buna rağmen politika düzeyinde belirgin bir değişim gözlemlenmemektedir.

2023 ve 2024’te Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi ülkelerle geliştirilen "İbrahim Anlaşmaları" çerçevesinde, ABD’nin bölgedeki alternatif ittifak arayışları gündeme gelmiştir. Ancak bu ülkelerin İsrail’in yerini stratejik anlamda doldurması mümkün görülmemektedir.

ABD, İsrail’in bölgedeki askeri kabiliyetleri, Ar-Ge kapasitesi ve Batı bloğuyla uyumu sayesinde hâlâ en öncelikli ortak olarak görülmektedir. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları, mevcut iş birliğine ek olarak görülmekte; bir ikame aracı olarak değil.

Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’e verdiği destek, yalnızca bir dış politika tercihi değil; tarihsel arka planı, iç siyasi dengeleri, ekonomik çıkarları ve güvenlik stratejileriyle birlikte şekillenen yapısal bir ilişkidir. Bugün itibarıyla bu ilişki, küresel krizlere rağmen güç kaybetmemiş; aksine savunma, teknoloji ve diplomasi alanlarında daha da derinleşmiştir. İsrail’in bölgedeki rolü ve ABD'nin küresel öncelikleri değişmedikçe, bu çok katmanlı ittifakın kısa vadede zayıflaması beklenmemektedir.

Kaynak: Ekonomik Yaptırımlar, Güç Tehdidi ve İç Politika: İran Nükleer Krizi Bağlamında İsrail-ABD İlişkileri (2012), Why Does the U.S. Support Israel? (2016)
27 Haziran 2025 23:14İrem Pelin Dinç Söğüt
Yorumlar yükleniyor...