ABD, İran yapımı Şahid-136 İHA'ların klonlarını operasyonel olarak kullanmaya başladı
ABD ordusu, İran’ın savaş alanlarında büyük etki yaratan Shahed-136 kamikaze İHA’sını tersine mühendislikle kopyalayarak geliştirdiği LUCAS sistemini Orta Doğu’da ilk kez operasyonel bir birliğin envanterine aldı.

- Şahid-136 kamikaze İHA, tersine mühendislikle kopyalandı
- Düşük maliyet yüksek etki: LUCAS'ın yeni konsepti
- Esnek kullanım ve operasyonel dağılım başladı
- Şahid-136'nın savaş alanlarında bıraktığı etki
- Oyun tersine mi dönecek?
- Husiler ve bölgedeki diğer aktörler üzerindeki etki
- Geleceğe yönelik teknolojik yatırım: AI, Navigasyon ve Modülerlik
- Alternatif sistemler ve büyüyen küresel trend
- ABD, yeni bir İHA doktrinini ile sahaya dönecek
ABD Merkez Komutanlığı (U.S. Central Command - CENTCOM) bünyesinde görev yapan Orta Doğu’daki yeni görev gücü Akrep Taarruz Görev Gücü (Task Force Scorpion Strike - TFSS), ABD’nin ilk kez Şahid-136 benzeri bir kamikaze İHA'yı operasyonel seviyede kullanmak üzere oluşturduğu birlik olma özelliğini taşıyor.
Kurulan birlik, yalnızca bir İHA operasyon merkezinden ibaret değil; ABD Özel Kuvvetler Merkez Komutanlığı (U.S. Special Operations Command Central - SOCCENT) çatısı altında görev yapan özel kuvvet unsurlarıyla entegre bir komuta-kontrol yapısına sahip ve CENTCOM’un bölgedeki operasyonel kabiliyetlerine hızlı uyum sağlayacak şekilde yapılandırıldı.

Birlik, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kamuoyuna duyurduğu ABD’nin Askerî İHA Üstünlüğünün Ortaya Çıkarılması (Unleashing U.S. Military Drone Dominance) adlı girişimin en kritik ayağı olarak nitelendiriliyor. Bu girişimle Pentagon, insansız hava sistemleri alanında yalnızca üstünlük değil, aynı zamanda hacim avantajı sağlayan ülkeler karşısında caydırıcı kapasite oluşturmayı hedefliyor.

Söz konusu hedef kapsamında CENTCOM’un Hızlı Konuşlandırılan Ortak Görev Gücü (Rapid Employment Joint Task Force - REJTF) yapısı devreye alınarak birimlerin bürokratik süreçlerden bağımsız, operasyonlara hızlı adapte olabilen bir sistemle donatılmasına öncelik verildi. TFSS bu yeni modelin ilk örneği konumunda.
Şahid-136 kamikaze İHA, tersine mühendislikle kopyalandı
ABD’nin LUCAS projesinin temelinde, İran’a ait bir Şahid-136’nın ele geçirilmesinden sonra yürütülen yoğun analiz çalışmasının yer aldığı biliniyor.
Yapılan analizler yalnızca gövde formunun veya aerodinamik yapının incelenmesiyle sınırlı kalmadı; İran’ın kullandığı motor bileşenlerinin verimliliği, gövde içi elektronik yerleşimi, uçuş istikrarı, yakıt tüketimi, seyrüsefer algoritmaları ve kamikaze saldırısında kullanılan çarpma profilleri dahil olmak üzere platformun neredeyse tüm unsurları ayrıntılı olarak çözümlendi.

Yetkililer, “Sadece kopyalamadık, yeniden yorumladık” diyerek LUCAS’ın Şahid İHA ile neredeyse birebir aynı geometrik hatlara sahip olmasına rağmen elektronik ve aviyonik altyapısının ABD teknolojisiyle modernize edildiğini belirtiyor. Yapılan modernizasyon, İran’ın kullandığı nispeten basit seyrüsefer sistemlerinin yerine daha güvenilir, elektronik karıştırmaya karşı dayanıklı bir yapının konulmasını da içeriyor.

Arizona merkezli SpektreWorks şirketi, projenin önemli bileşenlerini üstlendi. Şirketin FLM-136 hedef İHA tasarımına dair paylaşımlar, ABD’nin bu sınıfta uzun süredir testler yürüttüğünü gösteriyor.
LUCAS’ın operasyonel versiyonu konusunda bilgi açıklanmamasına rağmen, sektör yetkililerinin değerlendirmeleri bu platformun FLM-136’dan daha gelişmiş sensör ve kontrol mekanizmalarına sahip olduğu yönünde.
Düşük maliyet yüksek etki: LUCAS'ın yeni konsepti
ABD yetkililerinin “en kritik kırılma noktası” olarak nitelendirdiği unsur, LUCAS’ın düşük birim maliyeti. Yaklaşık 35 bin dolar seviyesindeki fiyat, ABD’nin geleneksel seyir füzeleri veya akıllı mühimmatlarına kıyasla devrim niteliğinde bir düşüş anlamına geliyor. Bu maliyet, sistemin hem geniş çaplı üretime hem de yoğun saldırı konseptlerine uygun hale gelmesini sağlıyor.

LUCAS, tamamen otonom uçuş gerçekleştirebiliyor; hedef koordinatları yüklendiğinde operatör müdahalesi olmadan yüzlerce kilometrelik bir uçuş rotasını takip edebiliyor. Ayrıca koordinasyon yazılımı sayesinde çoklu sürü operasyonlarına katılabiliyor; farklı yönlerden eş zamanlı yaklaşım, doygunluk yaratıcı saldırı profilleri ve dalga dalga saldırı doktrinleri ABD askerî planlamasında artık gerçekçi bir seçenek haline geliyor.
Söz konusu kabiliyetler, İran’ın yıllardır bölgede uyguladığı “düşük maliyet + yüksek adet = hava savunmasını aşma” formülünün ABD tarafından ilk kez tersine mühendislikle geri çevrildiğini ortaya koyuyor.
Esnek kullanım ve operasyonel dağılım başladı
LUCAS’ın platform bağımsız fırlatma yapısı, ABD’nin bu sistemi sahaya yayma kapasitesini katlıyor.
Katapult, araç üstü ray sistemleri, roket destekli kalkış ve sabit tesislerden yapılan fırlatmaların tümü destekleniyor. ABD’li bir yetkilinin “kara tek seçenek değil” açıklaması ise LUCAS’ın deniz kuvvetlerine entegre edilmek üzere test edildiğini ima ediyor.

Haliyle LUCAS adlı sistemin uçak gemileri, amfibi çıkarma gemileri, muhripler ve hatta küçük boyutlu kıyı devriye gemileri dahil olmak üzere geniş bir yelpazede konuşlandırılabileceği anlamına geliyor. Böylece LUCAS, yalnızca kara konuşlu saldırı sistemlerinden değil, ABD donanmasının küresel hareket kabiliyetinden de güç alarak, çok eksenli operasyon imkanına kavuşuyor.
Söz konusu esneklik, ABD’nin bölgedeki ani gelişmelere hızlı reaksiyon yeteneğini de güçlendiriyor; cihazlar gerektiğinde geçici üslerden, ileri konuşlanma noktalarından veya gizli özel kuvvet tesislerinden bile harekete geçirilebiliyor.
Şahid-136'nın savaş alanlarında bıraktığı etki
Şahid-136'nın savaş sahalarında yarattığı etki, ABD'nin LUCAS projesine giden yolun en önemli motivasyonunu oluşturdu.
İran’ın bu sistemi hem kendi operasyonlarında hem de Irak, Yemen, Suriye ve Lübnan’da desteklediği gruplara sağlayarak oluşturduğu “hacim üstünlüğü”, modern hava savunmalarını dijital olarak doyuran ve radar doygunluğu yaratan bir modele dönüştü.

İsrail’e yönelik toplu saldırılar, aynı anda yüzlerce Şahid fırlatıldığında Demir Kubbe ve Davut Sapanı gibi sistemlerinin yük altında nasıl zorlandığını açık biçimde gösterdi.

Rusya-Ukrayna savaşında ise Rus ordusunun İran lisansı altında ürettiği Geran-2 versiyonları şehir merkezlerine, enerji altyapısına ve lojistik noktalara düşük maliyetli fakat yüksek hacimli saldırılar düzenleyerek savaşın seyrini etkiledi. Bu yoğun saldırı doktrini, ABD’nin geleneksel mühimmatlarla karşılık vermesini maliyet açısından imkânsız hale getiriyor; işte LUCAS bu açığı doldurmak üzere geliştirildi.
Oyun tersine mi dönecek?
ABD’li yetkililerin açıklamalarında dikkat çeken ortak görüş, LUCAS’ın yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik bir mesaj içerdiği yönünde. İran’ın yıllarca sürdürdüğü düşük maliyet–yüksek hacim modelinin artık ABD tarafından aynı yöntemle karşılanacağı, böylece İran’ın “sayısal üstünlük avantajının” ortadan kaldırılacağı ifade ediliyor.

Yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’da yarattığı tehditlerin, İran’ın İsrail’e karşı vekiller üzerinden yürüttüğü operasyona dayalı stratejilerin ve bölgedeki hareketliliğin dikkate alınarak bu programın olağanüstü hızda tamamlandığını vurguluyor.
ABD, bu yolla yalnızca savunmada kalmayacağını, gerektiğinde aynı taktiksel ağırlıkla karşılık verebileceğini gösteriyor.
Husiler ve bölgedeki diğer aktörler üzerindeki etki
LUCAS sisteminin, Yemen’deki İran destekli Husi hareketine karşı yürütülen operasyonlarda önemli bir araç haline gelme potansiyeli bulunuyor.
Husilerin özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde ticari gemilere ve ABD savaş gemilerine yönelik İHA ve füze saldırıları, ABD’nin bölgede yoğun savunma faaliyetleri yürütmesine neden oldu. LUCAS benzeri kamikaze İHA'lar, Husi altyapılarına karşı hızlı ve maliyet etkin operasyonlar için ABD’nin elini güçlendirebilir.

Buna karşın, yetkililer Husi hedeflerinin genellikle dağlık bölgelerde dağınık şekilde yer alması nedeniyle hedef zenginliği konusunda İran veya Ukrayna sahalarına kıyasla farklı planlamaların gerektiğini vurguluyor.
Geleceğe yönelik teknolojik yatırım: AI, Navigasyon ve Modülerlik
LUCAS’ın mevcut hali, ABD’nin “düşük maliyetli sistemlerde yüksek teknoloji entegrasyonu” doktrininin başlangıcı olarak görülüyor.

Platform modüler bir tasarım üzerine kurulu olduğundan, gelecekte yapay zekâ tabanlı hedef tanıma algoritmaları, uydu dışı navigasyon çözümleri, radyo frekans algılama sistemleri, yeni nesil jammer dirençli kontrolller ve daha etkili harp başlıklarının entegre edilebilmesi bekleniyor.

ABD’nin özellikle büyük ölçekli çatışmalar için yüz binlerce otonom mühimmat üretmeyi hedeflediği biliniyor. Bu kapsamda LUCAS, gelecekteki “sürü mühimmat doktrinlerinin” ilk örnek platformu olarak tanımlanıyor.
Alternatif sistemler ve büyüyen küresel trend
Şahid-136 ve benzeri delta kanatlı kamikaze İHA tasarımları, artık yalnızca İran’ın bölgesel vekil güçleri üzerinden yürüttüğü asimetrik savaş stratejisinin bir aracı olmaktan çıkıp, küresel savunma ekosisteminin yeni normu haline geliyor.
Sadece ABD yalnız değil; dünya genelindeki birçok ülke ve şirket, düşük maliyetli, yüksek adetli ve sürü konseptine uyumlu sistemler geliştirmek için yoğun bir yarış içinde.

Söz konusu yarışın ABD içindeki alternatif aktörlerinden biri Griffon Aerospace şirketi oldu. Şirketin MQM-172 Arrowhead adını verdiği model, geometrik olarak Şahid-136’ya son derece benzer bir delta kanat konfigürasyonuna sahip.

Arrowhead, başlangıçta hedef İHA amaçlı geliştirilmiş olsa da, tıpkı LUCAS gibi kolayca saldırı amaçlı konfigürasyonlara uyarlanabilecek bir platform olarak değerlendiriliyor. Yani ABD'deki özel sektörünün kamikaze sınıfı insansız sistemlere olan ilgisinin tek bir şirketle sınırlı olmadığını, yerli endüstrinin bu alanda geniş ölçekli bir kapasite oluşturmaya başladığını ortaya koyuyor.

Küresel ölçekte ise Çin, delta kanat yapısını temel alan birçok tek yönlü saldırı İHA üzerinde çalışıyor. Çin’in bu şekilde hem kendi ordusuna hem de ihracat pazarına yönelik düşük maliyetli sistemler geliştirmesi, Şahid türevi platformların hızla yayılmasını sağlıyor.
Çin’in özellikle Afrika, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya’daki savunma ortaklarına yönelik satış stratejisi, delta kanatlı dronların kısa sürede birçok ülkenin envanterinde yer alabileceğini gösteriyor.
Rusya tarafında ise durum daha karmaşık. Rusya, İran’dan aldığı Şahid-136’ları Geran-2 adı altında kendi ülkesinde lisanslı veya lisans-dışı üretmeye başladı ve giderek büyüyen bir varyant ailesi oluşturdu. Bununla sınırlı kalmayan Moskova yönetimi, Pyongyang ile iş birliği içinde Kuzey Kore’nin kendi Şahid türevlerini üretmesi için destek veriyor.
Ortaya çıkan bu yeni üretim hattının, Ukrayna savaşındaki yüksek tüketim hızını karşılamaya yönelik stratejik bir hamle olduğu değerlendiriliyor. Aynı teknoloji transferinin benzer kapasiteleri düşük maliyetle yaygın kullanmak isteyen diğer otoriter rejimlere de örnek oluşturabileceği konuşuluyor.

İran ve Rusya’nın giderek daha gelişmiş sürü kabiliyeti ve dinamik hedefleme kabiliyeti üzerinde çalıştığı biliniyor. Söz konusu sistemlerin akıllı arayıcı başlıklarla donatılması, mobil hedeflere saldırı yapabilen yeni nesil Şahid türevlerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Böylece gelecekte hava savunmalarının yalnızca hacimsel saldırılarla değil, aynı zamanda akıllı sürü koordinasyonu ile zorlanabileceğini gösteriyor.

Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde, delta kanatlı tek yönlü saldırı İHA'larının artık yeni bir küresel silah kategorisi haline geldiği açıkça görülüyor. Ülkeler, düşük maliyetli ve hızlı üretilebilir bu sistemleri büyük ölçekli çatışmalarda kritik bir güç çarpanı olarak değerlendiriyor. Bu da LUCAS gibi projelerin yalnızca bölgesel bir gereksinim sonucu değil, küresel bir rekabet dinamiğinin zorunlu çıktısı olarak ortaya çıktığını kanıtlıyor.
ABD, yeni bir İHA doktrinini ile sahaya dönecek
ABD’nin Şahid-136’yı tersine mühendislik ederek LUCAS sistemine dönüştürmesi ve bunu Orta Doğu’da operasyonel bir birimle sahaya sürmesi, insansız saldırı doktrinlerinde köklü bir değişimin başlangıcı olarak görülüyor.

İran’ın yıllardır bölgesel vekil güçler üzerinden yürüttüğü “düşük maliyetli, yüksek hacimli İHA baskısı” stratejisine ABD’nin benzer yöntemlerle yanıt verebilmesi, dengeleri özellikle Orta Doğu hava savunma mimarisi açısından yeniden tanımlayabilecek bir eşik anlamına geliyor.
Küresel ölçekte bakıldığında LUCAS benzeri sistemlerin çoğalması, insansız tek yönlü saldırı platformlarının artık büyük güç rekabetinde standart bir silah kategorisine dönüştüğünü ispatlıyor.

ABD’de SpektreWorks ve Griffon Aerospace gibi şirketlerin projeleri, Çin’in ihracat odaklı modelleri, Rusya’nın Geran ailesi ve Kuzey Kore’nin artan üretim kapasitesi, delta kanatlı İHA'ların yayıldığı yeni bir teknolojik çağın açıldığını gösteriyor. Bu eğilim, gelecekte savaş alanlarının çok daha karmaşık, çok daha doygun ve hava savunmaları için daha yıpratıcı bir yapıya evrileceğinin güçlü bir işareti.
LUCAS’ın sahaya sürülmesi, ABD’nin yalnızca mevcut tehditlere karşı verdiği bir taktik yanıt değil; uzun vadeli insansız savaş doktrinini yeniden şekillendiren stratejik bir adım.

Yapay zekâ ile güçlendirilecek sürü yetenekleri, modüler yük seçenekleri ve düşük üretim maliyetleri birleştiğinde, bu platformların gelecekte ABD ordusunun standart ateş gücü unsurları arasına girmesi kaçınılmaz görünüyor.
İran’a verilen mesajın ötesinde, LUCAS programı büyük güçlerin giderek insansız sistemlere dayanan yüksek hacimli savaş yeteneklerine yöneldiği yeni bir dönemin habercisi niteliğinde.
- yvzkrtl: Maşallah Allah düşmanlardan korusun
- suzan_koc: İnfaz için kapalı ceza infaz da olanlara af varmı
- mustafa_koc: Bence gerek yok 3 çocuğu olan kişi çocuğa bakacak kazancı az araba masraflı gereksiz zaten araba çok trafik allak bullak teşvik gereksiz 3 çocuk yapan yok çünkü çocuklar n masraf ı çok. araba alamaz almasın toplu taşıma araçları nı kullansınlar











